Bu Bölüm, Ali Gültekin Biniş‘in “Karahasanlılar” kitabının İkinci Baskısından alınmıştır.
Karahasanlılar, yerleşik hayata geçtiklerinde önceleri peykler[*] üzerine çadır veya ağaç dalları örterek oluşturdukları basit yapılarda yaşamışlardır. Sonraları ise zamanla çamurla örülen, taş ve kerpiçten yapılmış toprak damlı evlerde kalmışlardır[**]. Geniş bir girişi olan bu evlerde, yüklük ve kiler olarak kullanılan “ev damı” da bulunuyordu. İyi ısınsın diye bu evler, genellikle ahırlarla bitişik ve pencereleri az sayıda ve küçük boyutlarda olurdu. Kerpiçten yapılan evlerin içi, kışları sıcak, yazları da serin olurdu. Ancak, çok kar yağdığı zamanlar hem bu toprak damlı evlerin çökme tehlikesi vardı hem de yağmur yağdığında ya da karlar eridiğinde, damların akması söz konusuydu. Bundan dolayı damların üzerine saman tozu serpilerek loğlanırdı. Kar yağdığı zaman da damlar tahtadan yapılmış geniş ağızlı düz bir kürekle temizlenirdi.
Daha sonra ilerleyen zaman içinde hem bu evlerin oda sayısı artırıldı hem de bu evlere bağımsız bir girişi olan misafir odaları eklendi. Günümüzde yoğunlukla çok katlı, betonarme ve çatılı evler inşa edilmektedir. Bununla birlikte köylerde hâlen taş ve kerpiçten yapılmış toprak damlı evlere de bulunmaktadır.
Karahasanlılar, yerleşmek için genellikle eski yerleşim merkezlerini tercih etmişlerdir. Mesela Karahasan uşağı köyünün bulunduğu yerde daha önce Hititlilere, Romalılara ve Bizanslılara ait olduğu sanılan yerleşim kalıntıları; Türkören köyünün yerinde de Kafirviranı adında bir yerleşim yeri mevcuttur. XVI. yüzyıl kayıtlarına göre, İkizpınar köyünün yerinde Çopur; Aynarız mezrasının yerinde (Aynü’l Arüs); Kangal köyünün yerinde aynı adla bir yerleşim biriminin bulunduğu görülmektedir[2].

1530 yılına ait harita[3].
1) Karahasanlıların Kurduğu Köyler
Karahasanlılar ilk kez Lalolar mezrası ile Kistik (Dızolar) köyü arasındaki Tahtalı mevkiinde yerleşik hayata geçmişlerdir. Daha sonra Lalolar (Aktepe) köyünün “Eski Evler” olarak adlandırılan bölgesine yerleşmişlerdir. Bir süre sonra ise Karahasanuşağı köyünün bugün bulunduğu yere gitmişlerdir. Zamanla kalabalıklaşan Karahasanlılar, parçalara ayrılarak günümüzde yaşadıkları yerleşim birimlerini meydana getirmişlerdir. Karahasanlıların bir kısmı ise başka toplumların yaşadığı köylere yerleşmiştir.
Aşağıdaki 1563 yılına ait haritada da görüldüğü üzere, o sıralarda Karahasanlı köylerin hiçbiri henüz yerleşik durumda değildi.

1563 yılına ait Elbistan haritası[4]
a) Karahasanuşağı Köyü/Elbistan
Kahramanmaraş ilinin Elbistan ilçesine bağlı olan Karahasanuşağı köyü, il merkezine 189 km, ilçe merkezine de 42 km uzaklıktadır. Doğusunda Hasanalili ve Tapkıran, batısında Gücük ve Köseyahya, kuzeyinde Kantarma ve güneyinde Tapkıran köyleri bulunmaktadır. Karasal iklimin etki alanı içerisindedir. Söğütlü Çayı’nın iki yakasına kurulu olan köyün arazi yapısı, hayvancılık için elverişlidir; tarım arazisi ise sınırlıdır. Sulu alanlar dışında kayda değer kalıcı bir bitki örtüsü mevcut değildir. Köyde ilk ve ortaöğretim okulu, elektrik şebekesi, sabit telefon, içme suyu ve kanalizasyon şebekesi mevcuttur. Köye ulaşımı sağlayan yolun tamamı sathi asfalt ile kaplıdır.

Karahasanuşağı Köyü’nden bir görünüş
XVI. yüzyıla ait haritalarda bu köyün bulunduğu yerde herhangi bir yerleşim birimi yer almamaktadır. Köydeki Afet Evleri’nin yerinde bulunan eski yerleşim kalıntılarının Hititliler, Romalılar, Bizanslılar ve Ermenilerden kaldığı düşünülmektedir. Bu köy, Karahasanlıların ilk yerleşim yeridir. Karahasanlıların yaklaşık olarak XVIII. yüzyılın ikinci yarısında burada yaşayan Sadakaların yanına yerleştikleri sanılmaktadır. Köyün adı, 1869-1874 yılları arasındaki kayıtlarda Atmalu[5], 1884 yılından itibaren de Karahasanuşağı olarak geçmektedir[6]. Aradaki 10 yıllık dönemde köyün hangi isimle anıldığı tespit edilememiştir.
Karahasanlıların tamamı önce bu köye yerleşmiştir. Ancak İbiş ve Emirhan’ın idam edilmesinden sonra, XIX. yüzyılın hemen başında Mıstıklardan olan Hakkoymazlar Andırın tarafına gitmiştir. Aynı dönemde hem otlakların yetersiz kalması hem de nüfusun artması nedeniyle köy dar gelmeye başlamıştır. Bu nedenle 1810 yılından itibaren bazı aileler buradan ayrılarak, o sırada boş durumda bulunan Çopur, Türkveren, Kenolar, Kangal ve Lalolar köylerine yerleşmiştir.
Köyde yaşayan kabile ve aileler şunlardır:
Mıstasıllar: Güven, Kaçar, Savur ve Yılmaz soyadlı aileler,
Birimler ve Guççolar: Akbaş, Aktaş,Altun,Baykuş, Ceviz, Çifçi,Dağ, Doğan, Gülbeyaz, Güngören, Kaş,Kömürcü,Köse,Konca, Kostuk ve Ormancısoyadlı aileler,
Mıstıklar: Biber, Çakı, Dal, Gül, Kabak, Kılınç,Karataş, Sönmez, Sağın, Şahin ve Türk soyadlı aileler,
Kamıklar: Kahraman soyadlı aileler,
2- Nordinliler; Bal ve Öztaş soyadlı aileler,
3- Şarkiyanlar; Çetin veÇoban soyadlı aileler,
4- Diğerleri; Alma,Akçay, Aslan, Kama,Katı, Kuş, Maviş,Sancak ve Yaşar soyadlı aileler.
1845 yılında Karahasanuşağı köyünden ayrılan bir kısım Karahasanlıların, 1850 yılından itibaren bu köye yerleşmeye başladıkları sanılmaktadır. Köye ilk yerleşenin, Nahurların dedesi Kör Asaf olduğu söylenmektedir. Kör Asaf, Karahasanuşağı köyünden ayrıldıktan sonra önce Çöplü, ardından Gündere (Avliya) köyüne gitmiştir. Kızı Sultan büyüyünce Avliya’da kalmayı uygun bulmamış ve Gavurviran’a (Türkören) yerleşmiştir[7].
Söğütlü Çayı’nın iki yakasına kurulu olan köy, çayın aktığı vadinin hemen sona erdiği noktada yer almaktadır. Arazi yapısı hem hayvancılık hem de tarım için elverişlidir. Ancak sulu alanlar dışında kalıcı bir bitki örtüsü mevcut değildir.
Köyde yaşayan kabile ve aileler şunlardır:
1- Karahasanlılar;
Guççolar: Edizer ve Gülbeyaz soyadlı aileler,
Mıstıklar: Atan,Berktaş, Biber ve Bozkurt soyadlı aileler,
Kamikler: Altun, Biniş, Erdoğan ve Sarcan soyadlı aileler,
2- Nordinliler; Garipoğlu, Gül, Işık, İbik, İpek, Karakuş, Özcan (Koca Mamolar), Özcan (Eşe Fatmalar), Tıraş ve Yıldırım soyadlı aileler.
3- Kizirler; Taş soyadlı aileler,
4- Diğerleri; Çoban, İşbaşaran, Özsoy, Pakin, Polat ve Yıldız, soyadlı aileler.

Türkören Köyü’nün batı yönünden görünüşü
Daha önce bu köyde yaşayan Taş soyadlı Şerife’nin oğlu Derviş ile ailesi, Atan soyadlı Kellor Keyfo’nun oğlu Hasan ve Özcan soyadlı Eşe Fatma’nın oğlu Mehmet Adana’ya; Sıvacı soyadlı Eşref’in çocukları da Malatya ve Kırıkhan’a göçmüşlerdir.
Elbistan ilçesine bağlı olan Türkören köyü, il merkezine 160 km, ilçe merkezine de 19 km uzaklıktadır. Doğusunda İkizpınar, batısında Demircilik ve Gündere (Evliya), kuzeyinde İncecik ve Aksakal, güneyinde Bakış ve Özbek köyleri vardır. Karasal iklimin etki alanı içerisinde olmasına rağmen köy, diğer Karahasanlı köylerine nazaran daha ılık bir iklime sahiptir. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Köyde ortaöğretim okulu, Kültür evi, elektrik şebekesi, sabit telefon ve içme suyu ve kanalizasyon şebekesi bulunuyor. Köye ulaşımı sağlayan yolun tamamı asfaltla kaplıdır.
Köy, Ermenilerden kaldığı sanılan örenler üzerine kurulmuştur. Zira, XVI. asır belgelerinde köyün bulunduğu yerde, Kafirviranı; adında bir yerleşim birimi bulunmaktadır. Aynı yüzyılda, Bayındır boyuna bağlı Akça Koyunlu Cemaati’nin burayı kışlak olarak kullandığı ve ziraatla uğraştığı görülmektedir[8]. Köyün adı, 1530 yılında Kâfirviranı[9], 1904 yılında Gavurviranı[10],1906-1908 yılları arasında yine Kâfirviranı[11], 1931 ve 1955 yılları arasında Gavurören[12],daha sonraki dönemlerde önce Türkviranı, sonra Türkveren, daha sonra da Türkören olmuştur. Türkveren köyü, 1932 yılında muhtarlık statüsüne geçmiş. İkizpınar, Kangal, Aktepe (Lalolar), Tepeler (Domolar) ve Kavaktepe de mezra olarak bu muhtarlığa bağlanmış.
Köyde bulunan, kesme taşlardan oluşan eski yapı kalıntılarının, Bizans ve Ermenilerden kaldığı sanılıyor. Türkören-İkizpınar (Çopur) yolu üzerinde ve yolun en yüksek kısmında bulunan, yöre halkının Tepediye adlandırdığı bir höyük mevcuttur. Yapılan izinsiz kazılar sonucunda, höyüğün altında birkaç odadan oluşan bir yaşama alanı açığa çıkınca, burası, koruma altına alınmıştır. 1999 yılında da ilgili resmî kuruluşlar tarafından “Birinci Derece Arkeolojik Sit Alanı” olarak tescil edilmiştir. Bunun dışında köyün kuzeydoğusunda, Kavaktepe (Kenolar) yolu üzerinde bir höyük ile köyün güneydoğusunda köye çok yakın mesafede bir tümülüs bulunmaktadır. Türkören ile Demircilik köylerinin arazi sınırında bulunan ve Han Pınarı denilen bir pınar ile tarihi bir konaklama yeri mevcuttur. Aydın’dan İran’a kadar uzanan ipek yolunun buradan geçtiği rivayet edilmiştir. Ayrıca, Türkören-İkizpınarı yolu üzerinde, köyün bir km kadar doğusunda, bir pınar ile bir yatır bulunmaktadır.Yöre halkı, pınar suyunun ve yatırdaki toprağın şifalı olduğuna, dolayısıyla sıtmaya yakalananların pınarın suyu ile yüzlerini yıkayıp, yatırın toprağını yüzlerine sürdüklerinde şifa bulduklarına inanmaktadır. Bu yüzden zamanla bu pınara Sıtma Pınarı adını vermişler. Yatırın adının ise Abdulkadir Cürgüşolduğu rivayet edilmiştir[13].
c) İkizpınar (Çopur) Köyü/Elbistan
Daha önce Türkveren muhtarlığına mezra olarak bağlı olan İkizpınar, birkaç yıl sonra ayrı bir muhtarlık haline gelmiştir. Kavaktepe, Kangal ve Aktepe mezraları Türkveren’den ayrılıp bu muhtarlığa bağlanmıştır.
İkizpınar, Kahramanmaraş ilinin Elbistan ilçesine bağlıdır.İl merkezine 168 km, ilçe merkezine de 27 km uzaklıktadır. Karasal iklimin etki alanı içerisindedir. Köyün ekonomisi, susuz tarım ile hayvancılığa dayanmaktadır. İlköğretim okulu[*], elektrik şebekesi, sabit telefon ve içme suyu şebekesi bulunan köye ulaşımı sağlayan yolun tamamı sathi asfalt ile kaplıdır. Doğusunda Yalak ve Sevdilli, batısında Türkören, kuzeyinde Kavaktepe, güneyinde Köseyahya ve Özbek köyleri bulunmaktadır. Köyün karşısında Roma döneminden kaldığı sanılan orta büyüklükte bir tümülüs yer almaktadır.

İkizpınar Köyü’nden bir görünüş
Aşağıda bahsedilen cemaatlerle ilgili belgelerde belirtildiği üzere, köyün adı Çopur olarak geçmektedir. Karahasanlılar buraya yerleşince bu ismi aynen kullanmışlardır. Kanuni döneminde (1520-1566), Karkın boyuna bağlı Karkın Cemaati ile Dodurga boyuna bağlı Boznak cemaati, Aynü’l-Arüs nahiyesinin Çopur köyünde kışlamışlardır[14]. 1563-64 yıllarında da Yüreğir boyuna bağlı Koçlu Cemaatinin, Çopur’da kışladığı ve ziraatla uğraştığı[15], 1532 yılında Varsak boyuna bağlı Bozdoğan cemaatinin de Çopurderesi’ni yaylak olarak kullandığı kaydedilmiştir[16].
Bu köy, Karahasanuşağı köyünden ayrılan ilk köydür. Guççoların Yusuf, Ali Şarelerin öldürülen çocukları için yaptığı şahitlik yüzünden, bir daha Karahasanuşağı köyüne dönmemiş. Önce Göksun ilçesinin Fındık köyüne yerleşmiş. Burada bir süre kaldıktan sonra da Çardak köyüne gitmiş. Bir iki yıl geçtikten sonra da Çopur’daki Alıçdalı denilen yere bir kom yapıp oraya yerleşmiş[17]. Burası daha sonra Yusuf’un Komu olarak anılmaya başlanmış. Ancak burada su olmadığı için hem kendileri için hem de hayvanları için gerekli olan suyu kendilerine hayli uzak olan Söğütlü Çayı’ndan getiriyorlarmış. O sıralarda Çopur köyünün şimdiki yeri, Sıli Cıvelerin arazisi imiş. Bu arazinin içinde bir pınar varmış. Sıli Cıve, su sıkıntısı çeken Guççolara, “Gelin pınarın yanına yerleşin ve pınarın suyunu kullanın!” demiş. Bunun üzerine, Yusuf ailesini alıp, 1810 yılında Çopur köyünün şimdiki bulunduğu yere yerleşmiş. İlerleyen zamanda bir kısım Mıstıklı ve Şamlu (Şemüklü) aileler de gelip, buraya yerleşmiş. Bu köyü kurup ilk yerleşen Guççoların Yusuf (1750? d.) olduğu için, buraya “Guççoların köyü” denilmiş[18].
Köyde yaşayan kabileler şunlardır:
1- Karahasanlılar;
Birimler ve Guççolar: Karakoç, Altun, Ormancı, Çiçek, Değer, Deniz ve Edizer soyadlı aileler,
Mıstıklar: Bozkurt,Topaslan ve Toparslan soyadlı aileler,
2- Şamlular; Çoban ve Eroğlu, soyadlı aileler,
3- Şarkiyanlar; (Ala Kırlar) Çoban soyadlı aileler.
Daha önce burada yaşayan Bozkurt soyadlı Boz Mehmet İstanbul’a; Değer soyadlı Kurtişler, Doğan soyadlı Kıymet’in çocukları ve Karakoç soyadlı Kami Mıstikelerin büyük kısmı önce Adana’ya, daha sonra da başka şehirlere; Çiçek soyadlı Kör Nebi’nin oğlu Yaşar ve çocukları da Türkören’e göç etmişlerdir.
d) Aynü’l-Arüs[*] (Aynarız) Mezrası/Elbistan
Aynü’l-Arüs, XVI. yüzyıl kayıtlarında hem nahiye hem de köy olarak geçmektedir. Aynı yüzyılda mezranın yerinde Aynü’l- Arüs diye bir yerleşim merkezinin mevcut olduğu; burada vakıf malı olan bir değirmen bir bahçe ile bir arazinin bulunduğu kaydedilmiştir[19]. Ayrıca, XVI. yüzyılın ortalarında Elbistan yörüklerinden Bayram Hacılu’nun burada kışlayıp ziraatla uğraştığı belirtilmektedir[20].
Bu yerleşim yerinin 200 metre aşağısında bulunan ve Roma döneminden kaldığı sanılan bir höyük bulunmaktadır. Höyük çevresinde insan eliyle konulmuş sıralı büyük taşlar mevcuttur.

Aynü-l Arüs (Aynarız) Mezrası’ndan bir görünüş
Esas mesleği ayakkabıcılık olan Delibaş İbrahim (1850 d.), Karahasanuşağı köyünden ayrıldıktan sonra, çiftçilik yapmak üzere, Demircilik köyüne gidip, Çaputlu Çalı mevkiine yerleşmiştir. Bir-iki sene sonra Demircilikliler oradan gitmesi için, kendisini rahatsız edince, Gavurviran’a (Türkveren), bir süre sonra oradan da ayrılıp, Pernek mevkisine gitmiştir. Pernek’te 3-5 sene kadar kalınca, bu sefer Alhaslılar kendisini rahatsız etmeye başlamıştır. Bunun üzerine Kangal köyündeki Deli lakaplı İbrahim’in oğlu olan dayısı Şuko Mamo’dan yardım istemiştir. Dayısı ve çocukları yardım edeceklerini söyleseler de yerin uzak olması nedeniyle pek yardım edememişlerdir. Sonunda, dayısının oğlu Zırrık Ali, “Seni orada koruyamıyoruz. Gel! Aynü’l-Arüs’a yerleş!” demiştir. O da gidip, Aynü’l-Arüs’ün, sahipsiz olan üst tarafına yerleşmiştir. O sıralarda, Aynü’l-Arüs’ün aşağı kısmı Hakıkların (Karataşların) kışlak yeriymiş. Delibaş İbrahim’den çocuklarına yaklaşık altı yüz dönüme yakıntarla kalmıştır. Aynü’l-Arüs’tan geçen Türkören-İkizpınar yolunun üst tarafı oğlu Mısto’ya, alt tarafı da oğlu Yemliha’ya pay edilmiştir[21].
Günümüzde mezra statüsünde olan Aynü’l-Arüs, idari olarak İkizpınar köyü Muhtarlığına bağlıdır. Ancak, mezra sakinleri, Türkören nüfus kütüğüne kayıtlıdır. Elektrik şebekesi, sabit telefon ve içme suyu şebekesi bulunan mezranın İkizpınar ve Türkören köyü arasındaki yolları sathi asfaltla kaplıdır. Mezranın doğusunda İkizpınar, batısında Türkören, kuzeyinde Beştepe ve Aktil, güneyinde Köseyahya ve Özbek köyleri bulunmaktadır. İl merkezine 169 km, ilçe merkezine de 28 km uzaklıktadır. Karasal iklimin etki alanı içerisinde olan mezranın ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Tamamı Delibaşlardan oluşan mezra halkı, Edizer soyadını taşımaktadır.
e) Kangal Köyü/Elbistan
XVI. yüzyıl kayıtlarında, köyün bugünkü bulunduğu yerde, Aynü’l-Arüs nahiyesine bağlı, ziraat yapılan Kangal adlı bir köyün bulunduğu anlaşılmaktadır[22]. Buraya yerleşen Karahasanlılar köyün ismini olduğu gibi korumuşlardır.
Kangal köyünün arazisi, önceleri Türkveren köyünün tarım ve otlak alanıymış. Köye ilk gelen Maho oğlu Yusuf Ağaimiş. Yusuf Ağa, yirminci yüzyılın hemen başlarında Karahasanuşağı köyünden ayrılarak buraya yerleşmiş ve çiftçilik yapmaya başlamıştır[23]. Daha sonra ise Domolar köyünden gelen Karabay soyadlı Mısti Kamikeler ile Karahasanuşağı köyünden gelen Karataş soyadlı Kamiki Hamelerle Karolar buraya yerleşmişlerdir[24].

Kangal Köyü’nden bir görünüş
Daha önce mezra olarak Türkveren muhtarlığına bağlı olan Kangal, sonra İkizpınar muhtarlığına bağlanmış. 1990 yılında da ayrı bir muhtarlık haline gelmiş ve Aktepe buraya bağlı bir mezra yapılmıştır.
Elbistan’a bağlı olan köy,il merkezine 173 km, ilçe merkezine de 32 km uzaklıktadır. Doğusunda Kantarma, batısında Demircilik, kuzeyinde Yalak ve Sevdilli, güneyinde Sünnet ve Karahasanuşağı köyleri bulunmaktadır. Karasal iklimin etki alanı içerisinde bulunan köyün ekonomisi, susuz tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Köyde ilköğretim okulu bulunmasına rağmen taşımalı eğitim yapılmaktadır. Köyü ilçeye ve komşu köylere bağlayan yollar sathi asfaltla kaplıdır. Köyde, içme suyu şebekesi, elektrik ve sabit telefon mevcuttur.
Köyde yaşayan kabileler şunlardır:
- Mıstasıllar; Güven soyadlı aileler,
- Birimler; Ceviz soyadlı aileler,
- Mıstıklar; Karabay, Sağın, Karataş ve Tekin soyadlı aileler.
f) Aktepe (Lalolar) Mezrası/Elbistan
Mezra, Karahasanuşağı köyünden ayrılıp gelen, 1859 doğumlu Hüso oğlu, Lallo (Ahraz)[*] lakaplı İbrahim tarafından kurulmuştur. Mezra adını Lallo’dan almıştır. Kahramanmaraş ilinin Elbistan ilçesine bağlı olan mezra,il merkezine 198 km, ilçeye de 38 km uzaklıktadır. Mezranın doğusunda Kantarma ve Günaltı, batısında Kangal, kuzeyinde Sevdilli, güneyinde Karahasanuşağı köyleri bulunmaktadır. Karasal iklimin etki alanı içerisinde kalan mezranın ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

Aktepe(Lalolar) Mezrasından bir görünüş
Mezrada, ilköğretim okulu bulunmasına rağmen, taşımalı eğitim yapılmaktadır. Köyde, içme suyu, elektrik şebekesi ve sabit telefon mevcuttur. Köye ulaşımı sağlayan yolun büyük bölümü sathi asfalta kaplıdır.
Köyde yaşayan kabileler şunlardır:
- Karahasanlılar (Guççolar): Güler, Gülbeyaz ve Şahan,
- Nordinliler: Öztaş soyadlı aileler,
- Kizirler: Kartal soyadlı aileler,
- Begiller: Aybakar soyadlı aileler.
g) Kavaktepe (Kenolar)[*] Köyü
Köy adını Kenoların dedesi olan Kenan’dan almıştır. Kenan’ın oğlu Ali (1832), Karahasanuşağı köyünde iken kendisine salınan haksız bir salma yüzünden, Bitto lakaplı Mıstıkların ağası ile kavga etmiş ve Bitto’nun kafasına bir çadır direğiyle vurup yaralamıştır. Bitto’dan çekindiği için ailesiyle beraber Afşin ilçesinin Oğlakkayası köyüne göçmüştür. Aradan yaklaşık yirmi yıl geçtikten sonra Ali, akrabalarını görmek amacıyla Karahasanuşağı köyüne gitmiş ve bu ziyaret sırasında Bitto ile barışmıştır. Oğlakkayası köyüne döndüğünde ise, bir kavgada tarafları ayırmak isterken silahı kazara ateş almış ve çıkan kurşun bir başçavuşa isabet ederek ölümüne sebep olmuştur. Bunun üzerine Ali, ailesini alarak Karahasanuşağı köyüne kaçmış ve daha önce terk ettikleri evlerine yeniden yerleşmiştir.

Kavaktepe Köyü’nden bir görünüş
Kizirli Kenan’ın oğlu Ali (1832 doğumlu), yaklaşık 1880 yılında Karahasanuşağı köyünden göç ederek buraya yerleşmiş ve köye ilk yerleşen kişi olmuştur. Ali’den sonra Mısta Sıllı İbonik’in oğlu 1849 doğumlu Taşo (Hutto), buraya gelmiş; Sülo Pınarı mevkiinde bir değirmen yaparak işletmiştir[25]. Birkaç yıl sonra değirmenin yakınına bir kom kurmuş ve buraya kalıcı olarak yerleşmiştir. Daha sonra Kizirlerden Ali’nin oğlu Asaf; Şarkiyanlardan Şıho’nun oğlu Nasır ve Sadakalardan Tutto’nun oğlu Hasan, 40 koyun karşılığında Mısta Sıllardan bu köyde bir yer satın alarak, yerleşmişler[26].
Kahramanmaraş ilinin Elbistan ilçesine bağlı olan Kavaktepe, il merkezine 171, ilçeye de 29 km uzaklıktadır. Karasal iklimin etki alanı içerisinde olan köyün ekonomisi, tarım (özellikle Kayısıcılık) ve hayvancılığa dayalıdır. Doğusunda Yapılıpınar ve Toprakhisar, batısında Küçük Yapalak, kuzeyinde Beştepe ve Yoğunsöğüt, güneyinde İkizpınar köyleri bulunmaktadır. Köyde, ilköğretim okulu, içme suyu şebekesi, elektrik şebekesi ve sabit telefon mevcuttur. Köye ulaşımı sağlayan yolun büyük bir bölümü asfalt ile kaplıdır.
Köyde yaşayan kabileler şunlardır:
- Karahasanlılar (Mıstasıllar): Şahin, soyadlı aileler,
- Kizirler: Güneşli ve Kartal soyadlı aileler,
- Nordinliler: Dönmez soyadlı aileler,
- Şarkiyanlar: Çifçi soyadlı aileler.
- Diğerleri; Çoban/Yedigöz (Şotikliler)
h) Alemdar Köyü/Afşin
Afşin ilçesine bağlı olan Alemdar, ilçe merkezine 26 km mesafededir. 1846 nüfusa sahip olan Alemdar, 722 haneden oluşmaktadır. 1996 yılında belediye statüsüne kavuşturulmuştur. Belediyelik olduğu dönemde Fatih, Pınarbaşı ve Yunusemre adında üç mahallesi bulunmaktaydı. İlköğretim okulu ve sağlık ocağı bulunan Alemdar, 2014 yılında mahalle statüsüne dönüştürülmüştür.
Doğusunda Kışla ve Kalecik köyleri, batısında Çoğulhan Kasabası, kuzeybatısında Berçenek köyü, kuzeyinde Çomudüz köyü, güneyinde Karahöyük, Balıkçılköyleri yer almaktadır. Karasal iklimin hâkim olduğu kasabada, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk geçmektedir. Köyün ekonomisi tarıma dayanmaktadır.
1530 tarihli bir haritada[27] ve 1563 tarihli resmi kayıtlarda[28] köyün adı Alemdar olarak kaydedilmiş. XIX. yüzyılın başında, Göğ Bekirlerin büyük dedesi Derviş[*] tarafından Köyün yeri, değiştirilerek, bu günkü yerinin kuzey-doğusundaki Kaplan mevkiine taşınmış. Derviş’in Ali adında bir oğlu; Ali’nin de Mehmet (Mamo) ve Mustafa (Mısto) adında iki oğlu olmuş.
Bu köyde, Derviş’in soyundan gelen ve Mamolar ile Mıstolar diye bilinen iki koldan oluşan, 550 civarında Karahasanlı yaşamaktadır. Buradaki Karahasanlılar,Göğ Bekirlerolarak anılmakta olup, soyadları Erdoğan’dır. Zaman içinde başka yerlerden gelenlerin de bu köye yerleşmesiyle hane sayısı artmış ve köy bu günkü mevcut haline gelmiştir[29].

Alemdar Kasabasından bir görünüş
- Kapıdere Köyü/Doğanşehir
Daha önce Tatlar’da oturan 1869 doğumlu olan Süleyman oğlu, Mehmet Ağa (Kapıdere), Muratı’da yaşayan dayısı İbiş Ağa’nın kızıyla evlenmiş ve onun yanında kalmıştır. 1930 yılının sonuna doğru buraya demiryolu hattı çekilince, orada yapılan istasyonun yanına yerleşmiş ve buraya kendi soyadı olan Kapıdere adını vermiştir. Ondan sonra buranın adı Kapıdere olarak kayıtlara geçmiştir. Bir süre sonra Ağcabeylerin bir kısmı da buraya gelmiştir.
Buradaki tren istasyonu, faaliyete geçince,1830 doğumlu Alibey’in çocukları Mamo, Mulla ve İbrahim (Kullo) Sulukahve ve Kapıdere’ye yerleşmiş. (Bunların soyadı Karataş ve Kara’dır.) Daha önce bu köyde yaşayan Ağcabeylerin tamamı buradan çeşitli şehirlere göçmüş. Daha önce Elbistan’a bağlı olan Kapıdere, 1962 yılında Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlanmış.
Köyde, ilköğretim okulu, içme suyu şebekesi, elektrik şebekesi, sabit telefon ve Adana-Malatya demiryoluna ait tren istasyonu bulunmaktadır. Ulaşımı sağlayan karayolunun tamamı asfalt ile kaplıdır. Dolayısıyla köyde ulaşım hem demiryolu ile hem de karayolu ile sağlanmaktadır.

Kapıdere Köyü’nden bir görünüş
Kapıdere köyü, Malatya’ya 104 km, Doğanşehir’e de 35 km uzaklıktadır. Karasal iklimin etki alanı içerisindeki köyün ekonomisi, tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Günümüzde seyrelse de köyün etrafı ormanla çevrilidir. Elbistan-Doğanşehir yolu üzerindeki köyün, doğusunda Örencik, batısında Gövdeli, kuzeyinde Beğre ve Küçüklü, güneyinde Hamzalar köyleri bulunmaktadır.
j) Beğre Köyü/Doğanşehir
Halit (Bektaş o., 1835 doğumlu), kardeşi Ali’nin (1855 doğumlu) gözden çıkarılarak yargılanmak üzere Mutasarrıflığa gönderilmesine kızmış ve yaklaşık olarak 1875 yılında Karahasanuşağı köyünden ayrılmıştır. Önce Besni’ye, ardından Doğanşehir’deki Kadılı köyü civarına gitmiştir. Bir süre sonra Beğre köyünün Sarıdere mevkisine yerleşmiştir. Ali Ağa’nın ölümü üzerine oğlu Molla Osman (Eren), Beğre’deki amcası Halit’in yanına gitmiştir. Beğre’ye ilk yerleşenlerin, Halit ile yeğeni olan Ali Ağa’nın oğlu Molla Osman olduğu anlaşılmaktadır[31].

Beğre Köyü’nden bir görünüş
Köyde, 5 hanesi ve 29 nüfusu bulunan Eren soyadlı, 9 hanesi ve 48 nüfusu bulunan Karakuş soyadlı Karahasanlı aileler bulunmaktadır.
Malatya ilinin Doğanşehir ilçesine bağlı olan Beğre köyü, il merkezine 96 km, ilçe merkezine ise 27 km uzaklıktadır. Doğusunda Elmalı ve Söğüt, batısında Ağcaşar, kuzeyinde Tapkırankale, güneyinde ise Kapıdere köyleri bulunmaktadır. Karasal iklimin etki alanı içerisinde bulunan köyün ekonomisi, tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Köyde ilköğretim okulu, içme suyu şebekesi, elektrik şebekesi ve sabit telefon bulunmaktadır. Köye ulaşımı sağlayan yolun büyük bir bölümü asfaltla kaplıdır.
k) Göçer (Lordin) Köyü/Pazarcık
Karahasanlı olan Bozdağlar ve Ağcabeyler tarafından kurulan bu köy, Kahramanmaraş ili, Pazarcık ilçesine bağlıdır. Köy, ilçeye 31 km uzaklıktadır. Son yıllara kadar mezra statüsünde olan Lordin, Göçer adını alarak köy statüsüne geçmiştir. Köy, nüfus kayıtları ve seçim işleri bakımından Pazarcık ilçesine; tapu işlemleri ile adli ve idari işlemler bakımından da Gölbaşı ilçesine bağlıdır. Akdeniz ikliminin etki alanı içerisindeki köyün ekonomisi, tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır.

Lordin’den (Göçer) bir görünüş
Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt ile kaplı olup, köyde elektrik ve sabit telefon mevcuttur. Ancak, köyde ilköğretim okulu, içme suyu şebekesi ve kanalizasyon şebekesi yoktur.
Daha önceleri Bozdağlar ve Ağcabeylerin yaşadığı Lordin’de Karahasanlı olan kimse kalmamıştır. Uzun yıllar önce Bozdağlar Pazarcık’a, Ağcabeyler de Kapıdere’ye göçmüşlerdir. Kapıdere’deki Ağcabeyler sonra buradan ayrılarak, Gaziantep, İstanbul ve Osmaniye’ye gitmişlerdir[32].
l) Karatepe Köyü/Kadirli
Karatepe köyü, Kadirli’ye 22 km, Osmaniye’ye 30 km uzaklıktadır. Köyün hemen üst tarafında, hem geç Hitit dönemine (M.Ö. VIII. yy) hem de Roma ve Bizans dönemlerine ait yerleşim kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca Kadirli’nin Kızyusuflu köyü sınırları içerisinde bir millî park yer almaktadır. Saimbeyli’den koyun otlatmaya gelen çobanlar tarafından tesadüfen bulunan tarihi kalıntılar, Adana Müzesi Müdürlüğünü harekete geçirmiştir. Resmi makamların ilgilenmesi üzerine, 1946 yılında kazı çalışmaları başlatılmış ve yer altındaki tarihi kalıntılar peyder pey gün yüzüne çıkarılmıştır. Çıkartılan tarihi kalıntılar halen buradaki bir açık hava müzesinde sergilenmektedir. Kazı çalışmaları ve yazıların okunması işlemleri, 2000 yılına kadar devam etmiştir. 1958 yılında, burası “Karatepe Aslantaş Milli Parkı” olarak ilan edilmiştir.

Karatepe’den bir görünüş
Karahasan’ın oğlu Mustafa’nın soyundan gelen Hasan’ın çocukları Mehmet ve Halil ile ismi bilinmeyen bir kardeş, Karahasanuşağı köyündeyken Karahasanlılar ile Ali Şareler arasında elim bir olay yaşanmıştır. Bunun üzerine bu kardeşler, yaklaşık 1795 yılında buradan ayrılarak Andırın tarafına gitmişlerdir. İsmi bilinmeyen kardeş bir süre sonra küserek Urfa tarafına geçmiştir. Diğer iki kardeş ise Kadirli tarafına gidip 1820 yılında Mehirli köyünü kurmuşlardır. Bir süre orada kaldıktan sonra tahminen 1830 yılında Mehirli’nin güneyindeki Bahadırlı köyüne, birkaç sene burada yaşadıktan sonra da Kızyusuflu’ya geçmişlerdir. Daha sonra bugünkü Karatepe köyünün Sarıdüz Mahallesi sınırları içinde bulunan, “Ören” denen yere yerleşmişlerdir. Burada hayvanları hastalanınca, Mehmet oğlu 1815 doğumlu Hasancık Koca, 1840 yılında Karatepe (Kise) köyünün bulunduğu yere giderek bu köyü kurmuştur. Bu köyü Hasancık Koca kurduğu için de köyün adı Hasancıklı olmuştur.
Hayvancılıkla uğraşan buradaki Karahasanlılar, yaklaşık yüz elli yıl boyunca Kayseri ile Hatay arasındaki yaylak ve kışlakları kullanmışlardır. Kışları genellikle Hatay çevresinde geçiren Karahasanlılar, yazları da Amanos, Nurdağı ve Andırın gibi yaylalarda yaşamışlardır. Daha sonra çeşitli yerlerden gelenlerin de katılımıyla; merkezi Hasancıklı (Karatepe) olmak üzere Sarıdüz, Hösolar, Tikenli, Çürükler ve Talipler mahalleleri kurulmuştur.
1934 yılında Soyadı Kanunu çıktığı sırada Kadirli’deki Karahasanlılar, Bahadırlı köyünde kalıyormuş. O sırada 1909 doğumlu Halil oğlu, Kara Ahmet, Dersim’den ihtiyat (yedek) askerliğinden memlekete dönmüş ve aileye soyadı almak için Kadirli nüfus memurluğuna gitmiştir. Nüfus memuru hangi soyadı istediğini sorunca; Kara Ahmet, “Karahasanoğulları veya Karahasan olsun!” demiştir. Nüfus memuru da “Olmaz! Bu soyadları sülale adını çağrıştırıyor,” diyerek bu isteği kabul etmemiştir. Kara Ahmet de “Eğer bu soyadlarından birini alamazsam, hakkımı sizde koymam!” diyerek, nüfus memuruna kızmıştır. Nüfus memuru da işi tatlıya bağlamak için, “Tamam! Buldum işte! Sizin soyadınız Hakkoymaz olsun!” diyerek, aileye bu soyadı vermiştir.
Çevredeki toplumlar tarafından çok güvenilir bir sülale olarak bilinen Karatepe’deki Karahasanlılar, yakın zamana kadar kendilerinden olmayan kimseye kız vermezler ve yedi ceddini araştırmadan da başka yerden kız almazlarmış. Yaklaşık 60 hane ve 430 nüfusa sahip olan bu Karahasanlılar Türkçe konuşmaktadır[33].
2) Karahasanlıların Başka Toplumlarla
Beraber Yaşadığı Yerler
Karahasanlılar, kendi kurdukları köyler dışında, aşağıda belirtilen başka toplumlar tarafından kurulan yerleşim birimlerinde kalabalık veya az nüfusla; kısa süreli veya uzun süreli olarak beraber yaşamışlardır. Bu yerlerin bir kısmında halen bu toplumlarla beraber yaşamaktadırlar.
- Armutalan (Çöplü) Köyü/Elbistan
Bu köye ilk yerleşenler, Dulkadir Türkmenleri arasında zikredilen ve Avşar boyuna bağlı olan, Çöplü Cemaati[34] mensuplarıdır. Çöplü Türkmenleri, XVI. yüzyıl ve sonrasındaki kayıtlarda Yeni İl’ de görülmüşlerdir[35]. Muhtemelen o sıralarda Çöplü köyü civarındaki yaylaları, yaylak olarak kullanmışlardır.

Armutalan (Çöplü) Köyü’nden bir görünüş
Karahasanlılardan bu köye gelen ilk kişi, 1839 doğumlu Kamber oğlu Mehmet’tir[*]. Mehmet buraya geldiğinde, 1847 doğumlu Şahin (Cımo) oğlu Emirhan[**] ile yukarıda bahsedilen Çöplü Cemaati mensuplarından bazıları köyde bulunmaktaydı. Emirhan’ın köyde kayda değer miktarda arazisi vardı. Mehmet, Emirhan’dan bazı taşınmazları satın alarak buraya kalıcı biçimde yerleşmiştir. Bir süre sonra, kaçırdığı bir kadın nedeniyle Kör Asef de geçici olarak bu köye gelmiştir. Daha önce mezra statüsünde bulunan Armutalan’da yaşayan Karahasanlılar, Karahasanuşağı Köyü nüfusuna, diğerleri ise Tapkıran Köyü nüfusuna kayıtlıydı.
Armutalan, 2003 yılında köy statüsü kazanarak ayrı bir muhtarlık hâline gelince, burada yaşayanların nüfus kayıtları resen bu köye aktarılmıştır.
Kahramanmaraş ilinin Elbistan ilçesine bağlı olan Armutalan, il merkezine 199 km, ilçeye de 58 km uzaklıktadır. Karasal iklimin etki alanı içerisinde kalan köyün ekonomisi, tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Armutalan’ın batısında Tapkıran, kuzeyinde Atmalıkaşanlı köyleri yer almaktadır. Köyde, ilköğretim okulu, içme suyu şebekesi, elektrik şebekesi ve sabit telefon mevcuttur. Köye ulaşımı sağlayan yolun büyük bir bölümü asfalt ile kaplıdır. Köyde, Karahasanlı olan, Kahraman (Derviş ve Hasan Ağa) ve İmre (Cıllo Ağalar) aileleri yaşamaktadır.
Köyün doğusunda yer alan ve Roma dönemine ait olduğu düşünülen bir kilise kalıntısı bulunmaktadır. Ruhban sınıfının kullandığı ve cami mihraplarını andıran bölüm dışındaki kısımlar yıkılmış durumdadır.
Delibaş İbrahim, Karahasanuşağı köyünden ayrıldıktan sonra Demircilik köyüne gidip, Çaputlu Çalı mevkii denilen yere yerleşmiş. Buradaki ham araziyi sürüp ekmek suretiyle çiftçilik yapmış. Delibaş İbrahim, bu amaçla köyde epeyce bir yer sürmüş. Komşusu olan bir kadın, onun bu kadar yer sürmesine kızmış ve “İbrahim, istersen gel bizim evi de sür,” demiştir. Kadının dediklerine çok gücenen İbrahim, duyduğu kırgınlıkla neyi var, neyi yok toplayıp, Gavurviran’a (Türkveren) gitmiş[36].
Demircilik köyünün doğusunda Türkören ve İkizpınar (Çopur); batısında Ambarcık, kuzeyinde Gündere (Avliya); güneyinde Malap ve Akbayır (Til) köyleri bulunmaktadır. İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır.
Halen bu köyde yerleşik olarak yaşayan ve Avşar boyuna bağlı olan Demircilü Cemaatinin[37], 1530 yılında Aynü’l-Arus nahiyesine bağlı olduğu,1532 yılında da Dulkadir Türkmenleri içindeki Kızıllu Cemaati olarak Maraş sancağında Demirci oğlu Cemaati olarak kayda alındığı tespit edilmiştir[38]. 1563 yılında ise Dulkadir Türkmenleri ve Maraş Yörükleri olarak zikredilen aynı cemaatin, Maraş sancağı, Göğercinlik nahiyesinde bulunduğu ve ziraatla uğraştığı kaydedilmiştir[39]. Kanuni Devri’ne (1520-1566) ait bir belgede de Maraş sancağı, Elbistan kazası, Sarsab nahiyesinde bulunan Elmalı köyüne bağlı Gürün mezrasını ekinlik olarak kullandıkları görülmüştür.[40]. Köyün adı, 1884-1890 yılları arasında, “Demircibeg” olarak kayıtlara geçmiştir[41].

Demircilik’ten bir görünüş
1994 yılında Belediye statüsü kazanan Demircilik, 30 Mart 2014 tarihinde mahalleye dönüştürülmüştür. 2022 yılındaki nüfusu 1177’dir. Söğütlü Çayı’nın güneyine kurulmuş olup, geniş bir araziye sahiptir. Dörtte üçü kıraç, dörtte biri sulu olan bu arazide özellikle buğday, arpa, pancar, patates, mısır ve ayçiçeği gibi ürünler yetiştirilmektedir. Köyde ayrıca büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığı yapılmaktadır.
c) Domolar (Kizirler) Köyü/Elbistan
Atmalılar Federasyonuna idari bir kol olarak bağlı olan[42] Kizirler’in kurduğu bu köy, İkizpınar köyü muhtarlığını oluşturan iki köyden biridir.

Domolar Köyü’nden bir görünüş
Kahramanmaraş iline 188 km, Elbistan ilçesine 28 km uzaklıktadır. Karasal iklimin etki alanı içerisinde bulunan köyün ekonomisi, tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Doğusunda Yalak ve Sevdilli, batısında İkizpınar, kuzeyinde Kavaktepe (Kenolar), güneyinde Gücük ve Özbek köyleri yer almaktadır.
Köyde yaşayan kabile ve aileler şunlardır:
- Kizirler: Özdemir (Hasolar), Düzdemir (Kel Hakkolar), Demir (Domolar-Kalolar) ve Sarıkaya (Zarolar),
- Sadakalar: Görür (Ömerler) ve Toto (Tuttolar),
- Begiller: Aybakar (Konturlar),
- Diğerleri: Bostan (Gudolar), Kazcı (Haylolar) ve Polat (Hayranlar).
Daha önce bu köyde yaşayan Misti Kamikeler (Karabay) Kangal köyüne; Birimlerden olan Tongolar[*](Ahraz Haci’nin ailesi), da Karahasanuşağı köyüne gitmiş.
d) Gündere (Avliya) Köyü/Elbistan
Kahramanmaraş ilinin Elbistan ilçesine bağlı olan Gündere, il merkezine 159 km, ilçeye de 18 km uzaklıktadır. Karasal iklimin etki alanı içindedir. Ekonomisi, tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Köyün doğusunda Türkören, batısında Geçit, kuzeyinde Büyük Yapalak, güneyinde de Bakış köyleri yer almaktadır. Köyde, ilköğretim okulu, içme suyu, elektrik şebekesi ve sabit telefon mevcuttur. Köye ulaşımı sağlayan yolun tamamı asfaltla kaplıdır.

Gündere (Avliya) Köyü’nden bir görünüş
1530 yılında Aynü’l-Arūs nahiyesine bağlı görünen Avliya’nın bulunduğu yerde 1563 yılında ziraat yapıldığı tespit edilmiştir[43].
Başka bir belgede de 1532 yılında ziraatla uğraşan Bayındır boyuna bağlı Evliyâlu Cemaatinin burada bulunduğu kaydedilmiştir[44]. Köy mensuplarının Şereflikoçhisar’dan bu köye geldikleri rivayet edilmiştir[45]. Bunların çoğunlukla, Dulkadirli Türkmenleri içinde görünen ve Oğuzların Yıva boyuna bağlı Şereflü oymağından olduğu düşünülmektedir[46]. XVI. yüzyıl kayıtlarında Aynü’l-Arus nahiyesine bağlı gözüken köyün adı, gene Avliya olarak kayıtlara geçmiştir[47]. Köyün adını burada yatan Ali Cilbir isimli veliden veya burada kışlayan Evliyâlu Cemaatinden aldığı sanılmaktadır.
Bu köye yerleşen ilk Karahasanlı, Nahurların dedesi Asef’tir. Asef, burada birkaç yıl kaldıktan sonra Gavurviran’a (Türkören) göçmüştür. Mıstıklardan olan Hasan oğlu 1860 doğumlu Hakko, amcasının oğlu Ali’nin bir kavga sırasında öldürülmesi üzerine Karahasanuşağı Köyü’nden ayrılarak buraya yerleşmiştir. Burada uzun süre yaşayan Hakko’nun Hasan (Kellor) ve Kör Mamo adlı iki oğlu olmuştur. Hasan’ın iki oğlu, Kör Mamo’nun ise bir kızı ve altı oğlu bulunmaktadır. Soyadları “Atan” olan bu aile mensupları günümüzde Adana’da yaşamaktadır.
e) Koçovası Köyü/Afşin
Karahasanuşağı köyünde Kundolarla yaşanan olaylar yüzünden Koçovası tarafına giden Sıla Kamiklerin büyük dedesi Süleyman’ın oğlu İbrahim, adamlarıyla beraber, köyün girişinde bulunan pınarın başında dinlenir. Hem pınarın suyu hem de çevrenin doğal güzelliği İbrahim’in çok hoşuna gider ve adamlarına “Aslında tam konulacak bir yermiş.” der. Orada bulunan bir çoban da “Beyim, boşuna heveslenmeyin; Halil Ağa[*] seni buraya koymaz,” deyince, o kızgınlıkla hemen kazmayı vurup, oraya yerleşir[48] (1860).

Koçovası köyünden bir görünüş
1530[49] ve 1563[50] tarihli belgelerde Koç Ovası olarak belirtilen köyün adı, 1868 yılı Halep Salnamesinde Koçabad olarak geçmektedir[51]. Köyde, Karahasanlıların Kamıklı kolundan olan ve yaklaşık on haneden oluşan, Gülkaynar ve Tut soyadlı aileler ile Mıstıklı kolundan olan Kanat soyadlı aileler bulunmaktadır.
Kahramanmaraş ilinin, Afşin ilçesine bağlı olan Koçovası köyü, il merkezine 174 km, ilçe merkezine de 50 km uzaklıktadır. Doğusunda Büyüktatlar ve Örenli, batısında Armutalan ve Dağlıca, kuzeyinde Söğütderesi ve Oğlakkayası, güneyinde Tanır ve Tarlacık köyleri yer almaktadır. Ekonomisi, tarım ve hayvancılığa dayalı olan köyde, ilköğretim okulu, elektrik şebekesi ve sabit telefon mevcuttur. Köy yolu asfaltla kaplıdır. Köy içinde Roma döneminden kalma ve iki tünelle dışarıya bağlanan bir höyük ile köyün güneyinde yine aynı döneme ait iki küçük tümülüs bulunmaktadır.
f) Oğlakkayası ve Tanır/Afşin
Kahramanmaraş ilinin Afşin ilçesine bağlı olan Oğlakkayası köyü, il merkezine 184 km, ilçeye merkezine 60, Elbistan ilçesine ise 85 km uzaklıktadır. Karasal iklime sahip olan köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Köyde ilköğretim okulu vardır ancak taşımalı eğitim uygulanmaktadır. Köyün içme suyu ve elektrik şebekesi vardır ancak kanalizasyon sistemi ve sabit telefon bulunmamaktadır. Koçovası ile Oğlakkayası arasındaki yol şose durumundadır.

Oğlakkayası köyü
Köyün adı 1563 tarihli bir haritada da “Oğlak Kayası” olarak geçmektedir. Karahasanlıların son iki yüzyılda bu köye çeşitli nedenlerle gidip kaldıkları ve geri döndükleri önemli yerleşim yerlerinden biridir. Bu köyde, Karahasanlıların Mıstasıllı kolundan olan, Kaya soyadlı aileler ile Mıstıklı kolundan olan, Gökdoğan, Muyan ve Taş soyadlı aileler yaşamaktadır.
Gövdeli (Muratı) Köyü/Doğanşehir

Gövdeli (Muratı) Köyü’nden bir görünüş
Dört haneden oluşan Karahasanlılar 1940’lı yıllarda Muratı Köyü’nün Kilise mevkiine yerleşmiştir. Bunlar, 16 kişilik nüfusa sahip olan Kahraman soyadlı İrro, Halil ve Şerif’in çocuklarıdır[53].
Karasal iklimin etki alanı içerisinde bulunan köyün ekonomisi, tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Köyde, ilköğretim okulu, içme suyu şebekesi, elektrik şebekesi ve sabit telefon mevcuttur. Köye ulaşımı sağlayan yolun büyük bir bölümü asfalt ile kaplıdır.
Pazarcık (Merkez)
Kahramanmaraş il merkezine 47 kilometre uzaklıkta yer alan Pazarcık, Güneydoğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgelerinin kesişim noktasındadır. Toplam 1.253 km’lik geniş bir yüzölçümüne sahiptir. Pazarcık’ın kuzeyinde Çağlayancerit, güneyinde Yavuzeli, Şehitkamil ve Nurdağı ilçeleri; batısında Türkoğlu ve Dulkadiroğlu, doğusunda ise Gölbaşı ve Besni ile Araban ilçeleri bulunmaktadır. Deniz seviyesinden 731 metre yükseklikte yer alan Pazarcık, bir bölümü verimli ovalardan, bir bölümü de engebeli olan bir araziye sahiptir. İlçede bulunan Kartalkaya Barajı, bölgedeki tarımsal ve kentsel su ihtiyacını karşılamaktadır. İklimi, Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında bir geçiş sergilemektedir. Bölgenin doğal bitki örtüsü meşe, yabani Antep fıstığı (menengiç) ve çam ağaçlarından oluşmaktadır.

Pazacık’tan bir görünüş
1877 yılında kaza (ilçe) statüsü kazanmış olan Pazarcık’ta, yerel yönetim hizmetlerini kurumsallaştırmak amacıyla 1917 yılında belediye teşkilatı kurulmuştur. Cumhuriyet dönemindeki idari düzenlemeler kapsamında 1933 yılında Gaziantep’e bağlanan ilçe, bölge halkının talebi ve idari gereklilikler sonucunda 12 Ocak 1944 tarihinde yeniden Kahramanmaraş’a bağlanmıştır. Dinamik bir demografik yapıya sahip olan Pazarcık’ın nüfusu, 2024 yılı itibarıyla 67.057 olarak kayıtlara geçmiştir[54]. İlçede Bozdağlar, Ağcabeyler, Kığolar ve Maçonlar yaşamıştır veya yaşamaktadır.
Bozdağlar ve Ağcabeyler: Karahasan’ın küçük oğlu Kamber’in soyundan gelen ve daha önce Göçer (Lordin) köyünde yaşayan Bozdağlar ve Ağcabeylerin önemli bir bölümü günümüzde Pazarcık’ta ikamet etmektedir. Boy Beyliği gibi uzun bir idarecilik geçmişleri bulunan Bozdağlar, ayrıca, Atmalı Federasyonuna bağlı olan on iki aşireti yaklaşık bir asır boyunca yönetmişlerdir[55]. Bundan dolayı bölgede sosyal ve siyasal bir saygınlığa sahip olmuşlar. Neticede Pazarcık’ın merkezi ve yerel yönetimi ile ülke siyasetinde önemli bir rol oynamışlar.
Farklı illerde yaşayan Bozdağlar ve Ağcabeylerin yaklaşık nüfusu 600 civarındadır. Tarım ve ticaretle uğraşmaktadırlar.
Kığolar: Bunlar, Karahasan’ın ikinci oğlu Yusuf’un soyundan gelen Birimler koluna mensuptur. Bozdağlar Göçer (Lordin) Köyü’nde yaşarken onların kâhyalığını yapan bu aile, Bozdağların Pazarcık’a göç etmesiyle birlikte onlarla beraber Pazarcık’a gelmiştir. Bu aile mensupları kâhyalık hizmetinin yanı sıra Paşa’nın silahlı gücüne de katkı sağlamışlardır. Günümüzde Pazarcık’ta yaşayan bu ailenin soyadı Delibalta’dır[56].
Maçonlar: Maçonlar, Karahasan’ın üçüncü oğlu Mustafa’nın soyundan gelmektedir. Maçonlardan olan Hamo ve Vakkas kardeşlerin anneleri Çöplü köyündenmiş. Bu yüzden bunlara Çöplülü diyorlarmış. Konargöçer hayatı yaşayan bu aile Tahtalı Yaylası’nda iken, 500 civarında küçükbaş, 100 civarında da büyükbaş hayvanları varmış. Hamo ve Vakkas, her yıl güz mevsiminde, aileleriyle birlikte, 10 gün kadar, Pazarcık’taki Nefsi Doğanlı köyündeki Filo Mehmet’in babası olan Mamo Ağa’nın yanında kalıyormuş. Mamo Ağa hem kirveleri hem de çok iyi dostlarıymış. Bu köyde iken Hamo, iki karısı ve dört çocuğu, bir salgın hastalık yüzünden ölmüş. Buna üzülen Mamo Ağa, Vakkas’a “Bu kışı köyde geçirin!” demiş. Vakkas da itiraz etmemiş ve çadırlarını köyde kurarak orada kalmış. O yıl kış çok sert geçmiş ve Vakkas’ın bütün hayvanları telef olunca, Mamo Ağa Vakkas’a temelli olarak köyde kalmalarını teklif etmiş. O da kabul etmiş. Bunun üzerine Maçonlar, XX. yüzyılın başlarında Nefsi Doğanlı köyüne yerleşmiş.
Vakkas ve çocukları Kamo ile İbrahim’in eşkıyalığa meyilli oldukları söylenmektedir. Bir gün Pazarcık civarında bir kervanın soyulması üzerine, bu olayın Vakkas ve çocukları tarafından gerçekleştirildiği iddia edilerek Vakkas yakalanmış ve karakola götürülerek ağır şekilde darp edilmiştir. Yakup Hamdi Paşa’nın devreye girmesiyle serbest bırakılan Vakkas, uğradığı darp nedeniyle kırk gün sonra hayatını kaybetmiştir.
Vakkas’ın oğlu Kamo, Pazarcıklı Filo (Mehmet) Ağa’nın yanında çalışırken şiddetli bir kulak rahatsızlığı nedeniyle ölmüş; bunun üzerine kardeşi İbrahim onun işlerini devralmıştır. Neticede Maçonlar uzun bir süre Pazarcıklı Filo Ağa’nın kâhyalığını yapmışlardır. Günümüzde Maçonların on hanesi Pazarcık’ta, yedi hanesi ise Halep’in Afrin ilçesine bağlı Cinderesi Köyü’nde yaşamaktadır[57]. Soyadları Üste’dir.
- Kösüklü Köyü/Gölbaşı
Tongolar: Karahasanlı köylerin dışındaki yerlerde kalan Tongolar, Köse ve Kuzu soyadlı Kuzu soyadlı. Bunlardan Mehmet Köse Yukarı Höcüklü köyüne bağlı Kırkpınar mahallesinde, Ali Hüseyin ve Hasan Köse Adıyaman ilinin Gölbaşı ilçesine bağlı Kösüklü köyünde; Hasan, İbrahim ve Resul Kuzu ise Pazarcık ilçesinin Kadimeler mahallesine yerleşmişler. Hasan Köse’nin çocukları dışındaki Tongolar Gaziantep’e yerleşmişler. Yedi-sekiz aileden oluşan bu Tongolar, Birimler sülalesindendir.
Kösüklü, Adıyaman ilinin Gölbaşı ilçesine bağlı bir köydür. Köy, il merkezine 84 km, ilçe merkezine ise 21 km uzaklıktadır. 2021 yılında nüfusu 178’dir.

Kösüklü Köyü
Cinderesi/Afrin/Halep
Suriye’nin kuzeyinde, Halep ilinin Afrin ilçesine bağlı bir belde olan Cinderesi, Afrin Çayı kıyısında yer almaktadır. Halep’e 68,4 km, Afrin’e ise 20,9 km uzaklıktadır. Bu köyde yaşayan Karahasanlılar Mıstıklı koluna mensup olup “Maçonlar” adıyla bilinmektedir. Köyün ileri gelenleri Hacı İbrahim ve kardeşi Şükrü’dür. Bunlar, Pazarcık’taki Maçonlarla akrabadırlar.

Cinderesi Köyü/Afrin/Halep
3) Karahasanlıların Yaylaları ve Komları
Karahasanlılar, XIII. yüzyılın sonlarından itibaren Halep ve Şam gibi bölgeleri kışlak; Siverek, Besni ve Yeni-İl’deki yaylaları ise yaylak olarak kullanmışlardır. XVI. yüzyılın ortalarından XX. yüzyılın sonlarına kadar olan süreçte, kısmen Halep ve Şam’daki, kısmen de daha kuzeydeki kışlaklarda kalan Karahasanlılar; Elbistan, Pazarcık, Doğanşehir, Afşin, Kadirli ve Andırın’daki bazı yaylaları da yaylak edinmişlerdir. Elbistan’a gelen Karahasanlılar, hâkimiyetleri altında bulunan Nurhak Dağları’ndaki yaylalardan; başka bölgelere dağılan Karahasanlılar ise gittikleri yerlerde bulunan yaylalardan yararlanmışlardır. Zamanla bu yaylalar tamamen sahiplenilmiştir. Neticede Nurhak Dağları’ndaki yaylaların yaklaşık 70 bin dönümlük kısmı, 1934 yılında resmî olarak Karahasanlılar adına kaydedilmiştir. Son kadastro çalışmasında ise Karahasanlılar adına kayıtlı olan bu yaylaların 11 bin dönümlük kısmı Hazine adına tescil edilmiştir. Ancak bu yaylalar, hayvancılıkla uğraşan Karahasanlılar tarafından kullanılmaya devam edilmektedir.

Yazı Kuyusu
Esas uğraşları hayvancılık olan Karahasanlıların hayatında yayla ve yaylakların son derece önemli bir yeri vardır. Bu nedenle yaz mevsimi geldiğinde, kışlaklardan ayrılan Karahasanlılar önce yakın yaylalara, ardından daha uzak yaylalara çıkarlardı. Tabiri caizse yayla zamanı geldiğinde kışlaklar tamamen boşalırdı. Daha sonraki dönemlerde çiftçiliğin gelişmesiyle birlikte, yaylalar ile kışlaklarda bulunan nüfus zamanla dengelenmeye başlamıştır.
Yaylalarda dört ila beş ay kalınırdı. Zengin ve çeşitli bitki örtüsü sayesinde hayvanlar kısa sürede semirir, koyun ve keçilerin sütü bol ve yağlı, yapağı ve kılları ise gür ve kaliteli olurdu.
1950’li yıllara kadar bu yaylalar ardıç, kamalak türü çam, meşe ve badem ağaçlarıyla kaplıydı. Ancak kontrolsüz kesimler nedeniyle bu ağaçlar 1980’li yıllara gelindiğinde büyük ölçüde yok olmuştur. 1990’lı yıllardan itibaren terör tehdidi nedeniyle yaylalara çıkılamaması sonucu, yeniden filizlenen bitkiler büyümeye başlamıştır.

Tahtalı Yaylası
Bu yaylalarda özel bitki türleri yetişmektedir. Bunlardan biri yalnızca Ali Göl civarında yetişen “Yayla Gülü”dür. Bu bitki, yerli ve yabancı botanikçilerin ilgisini çekmektedir. Bir diğeri ise “Göbelek” adı verilen bir mantar türüdür. Ardıç ağacı ile çakşır otunun birlikte bulunduğu alanlarda yetişen bu mantar, ilkbahar aylarında ortaya çıkar. Toprak renginde olduğu için fark edilmesi güç olan ve beş kilograma kadar ulaşabilen bu mantar, yağmurdan sonra güneş vurduğunda gümüş gibi parlamaktadır. Bir başka önemli bitki ise “Yayla Çayı”dır. Tarihî kayıtlarda bu bitki için, “Nurhak Dağı’nda az bir terbiye ile kullanımı mümkün olabilen yabani çay ortaya çıkar.” denilmektedir[58]. Yaylalarda ayrıca hayvan yemi olarak kullanılan çakşır otu da yetişmektedir.

Ayrıca, ardıç ağaçlarının dibinde damar şeklinde Kök Karanfiller ile sulak yerlerde biten Süt Otu, Sirken Otu, Yabani nane (Yarpuz), Tirşik ve Yabani Bezelye gibi bitkiler de yetişmektedir.

- Elbistan’daki Yaylaları:
Ana Yaylalar: Alıçlı, Yazı Kuyusu, Örtülü, Darı Deresi, Sarımsaklı, Hıdırkınık, Süleyman’ın Yurdu, Yusuf’un Yurdu, Pekmez Pınarı, Çakıllı Pınar, Barak Han, Yukarı Kadı ve Aşağı Kadı, Top Taş.
Ara Sıra Konaklanan Yaylalar: Kando Kuyusu, Sakal Tutan, Sarı Sulak, Hopık, Mamo’nun Komu ve Yumru Deresi.
Erken İlkbaharda Konaklanan Yaylalar: Arpa Çukuru, Büyük Yuva, Küçük Yuva, Kokmuş Kuyu. Türkören’deki Mahkanlı Yurdu.
Sadece Hayvanların Yattığı Yerler: Güngörmez ve Beygir Meydanı’dır.[59].

Kadı Yaylası ve Ali Göl Dağı
Pazarcık’taki Yaylaları:
Sırıklı Yaylası ve civarı ile Ağanın Yurdu’dur.Pazarcık’ta daha önce Karahasanlılar adına kayıtlı olan bu yaylalar yapılan son kadastro çalışmasıyla Hazine adına kaydedilmiştir.

Sırıklı Yaylası
c) Doğanşehir’deki (Begre ve Kapıdere) Yaylaları:
Karahasanlıların buradaki yayları; Fillo Yaylası, İrotu Yaylası, Deli Bayram Yaylası, İtme Dağı ve Bıro (kardeş) Yaylası’dır. Daha önce Karahasanlılar adına kayıtlı olan İtme yaylası, son kadastro çalışmasıyla Hazine adına kayda geçmiştir.

Kapıdere’de Bir Yayla
d) Afşin’deki (Koçovası ve Oğlakkayası) Yaylaları:
Karahasanlıların buradaki yayları; Soğuk Pınar, Kör Kuyu ve Karakuz (Kıçoların) Yaylasıdır[60].

Karakuz Yaylası
e) Kadirli’deki (Karatepe) Yaylaları:
Karahasanlıların buradaki yaylaları; Halbur, Geben, Meryemcil, Kırksu Azgıt, Sayca, Akifiye, Kaleboynu, Kirazlıdere ve Temre Çamuru’dur. Bu yaylalardan ilk beşi yoğun olarak kullanılan, diğerleri ise ara sıra kullanılan yaylalardır. Bu yaylalardan Andırın ilçesi sınırları içinde bulunan Geben ve Halbur Yaylaları, Karatepeli Karahasanlılar adına tapuluymuş. Karahasanlılar, Geben Yaylası’na uzun süre çıkılmayınca, burada yaşayan halk arazileri işlemeye başlamış. Kadastro çalışmaları sırasında ise yayla, 1973 yılında, toprağı işleyen Geben köyü sakinlerine satılmıştır. Günümüzde Karatepeli Karahasanlılar adına kayıtlı herhangi bir yayla bulunmamaktadır.

Halbur Yaylası
Karatepe köyü, 1959 yılında “Karatepe-Aslantaş Millî Parkı” ilan edilince, köyde kıl keçisi beslemek yasaklanmıştır. Karatepe-Aslantaş Barajı’nın yapılmasından sonra hayvancılık faaliyetleri ve dolayısıyla yaylalara çıkışlar giderek azalmıştır. Günümüzde az sayıda Karatepeli, Halbur ve Kırksu yaylalarına çıkmaktadır.[61].
Kara Çadırlar:
Yayla kültürünün önemli bir unsuru olan kara çadırlar hem kışlakta hem de yaylakta barınmak için kullanılıyordu. Kolay kurulan kara çadırlar, göç ederken de kolay sökülüyor ve rahat taşınıyordu.
Kara çadır yapmak için, önce kirmen (teşi) adı verilen bir aletle keçi kılları eğrilerek ip haline getirilir. Daha sonra, üretilen bu iplerden yaklaşık 60-70 cm eninde ve 9-10 m uzunluğunda ve sık şekilde dokunan çadır parçaları meydana getirilir. Sonra da bu parçalardan on adedi birleştirilerek, çadır oluşturulur. Yer tezgâhlarında dokunan bu çadırlar, kullanıldıkça su geçirmezliği artar.

Bir Türkmen Kara Çadırı
Çadırlar, peyk denilen yaklaşık bir metre yüksekliğindeki taş duvarların üzerine kurulur. Bu peykler, çadır içinin daha ferah ve kullanışlı olmasını sağlar. Çadırlar, günlük oturulan ve yatılan Yüklük ile mutfak ve kiler olarak kullanılan Evlik adı verilen iki bölümden oluşur. Çadırın girişi hangi yöndeyse, ocak yeri bunun ters tarafına yerleştirilir. Çadırın içine kıldan yapılmış çul, üstüne ise keçe serilir. Çadıra gelen konuklar, köşedeki yüklüğün bulunduğu yere oturtulur. Kadın ve çocuklar kapı girişinin karşısına, aile reisi ise orta direğin dibine oturur. Maddi durumu iyi olanlar, çadıra ayrıca halı sererler. Çadırlarda çok sayıda minder ve sırt yastığı bulundurulur. Çadırların büyüklüğü, direk sayısına göre belirlenir. Bir çadırda en az üç ahşap direk bulunur; büyük çadırlarda ise dört ya da beş direk yer alır.
Kara çadırlar; çadır bezi, direk, çanak, bakara, sitil kazıkları, kapak, bağlar (pejin), bağ kazıkları ve saçak gibi çeşitli parçalardan oluşur[62].
4) Karahasanlıların Komları
Kom, Doğu Anadolu’da yaygın olarak görülen ve hayvancılık faaliyetlerinin yürütüldüğü insan ve hayvan barınaklarıdır. Karahasanlılar, yerleşik hayata geçtikten sonra nüfuslarının ve hayvan sayılarının artmasıyla hem barınma ihtiyaçlarını karşılamak hem de hâkimiyet alanı olarak gördükleri yerlerin sınırlarını belirlemek amacıyla, dağınık şekilde komlar kurmuşlardır. Böylece hem iskân alanlarını hem de otlaklarını genişletmiş, zamanla bu alanları tamamen sahiplenmişlerdir. Neticede Karahasanlılar, bu komları yıllarca kullandıkları yaylakların tapusu gibi görmüşlerdir.
Bu komların başlıcaları, Mamo Emmi’nin Komu, Ağanın komu, Kamıklıların komu, Mehmet’in (Momık, Hasan ve Derviş Ağanın babası) komu, Ollıkların komu, Hasıkların komu ve Mıstıkların komudur.

Sarı Mağara ve Mamo Emmi’nin Komu
BELGE VE KAYNAKLAR
______________________________________
[1] Şerefeddin Han, Şerefname, Yaba Yayınevi, İstanbul 2006 s. 196
[*] Peyk: çadır içlerinin daha ferah ve kullanışlı olmasını sağlamak için yaklaşık bir metre yüksekliğinde, taş ve çamurla örülen duvarlardan oluşuyordu.
[**] Çatısız evlerin tercih edilmesinin bir nedeni de damlarda buğday, bulgur, tarhana gibi şeylerin sergi halinde kurutulması için uygun olmasıdır.
[2][3] 998 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Diyar-i Bekr ve Arab ve Zü’l-Kadiriyye Defteri ve içindeki 1530 yılına ait harita. (Yazıları zor okunan bu harita aslına uygun olarak yeniden düzenlenmiştir.)
[4] Yinanç ve Elibüyük, age. II. Cilt s. 581 (Yazıları zor okunan bu harita aslına uygun olarak yeniden düzenlenmiştir.)
[5] 1285-1290 (1869-1874) yılları arasındakiHalep Salnameleri
[6] 456 Numaralı Elbistan Kadı Sicili (1884-1890) Nu. 13-58-59-65-513
[7] Kahraman, Fidan, (Mehmet eşi)
[8] BOA. TKA, TD, nr. 116, vr. 139a-b, sene 971 (1563- 64)
[9] 1321 (1904) yılı Halep Salnamesi.
[10] 998 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Diyar-i Bekr ve Arab ve Zü’l-Kadiriyye Defteri’ndeki 1530 yılına ait harita.
[11] 468 (04739) Numaralı Elbistan Şer’iye Sicili Defteri. S. 21
[12] TBMM arşivi, 1931 ve 1955 yıllarına ait Elbistan haritaları.
[13] Ali oğlu Aligül Biniş (1928) rivayet etmiştir.
[*] İbrahim Çoban (Eğitmen) Bu ilkokulun 1939 yılında açıldığını söylemiştir.
[14] BOA, TD, nr. 419, s. 271,279,280 Kanuni Devri (1520-1566)
[15] TKA, TD, nr. 108, vr. 354a, sene (1653-64); Halaçoğlu, AACO, Cilt 4 s. 1483
[16] BOA, TD, nr. 402, s. 1095, sene 938 1532)
[17] Nebi Değer, (Yusuf oğlu)
[18] İbrahim Çoban, (Eğitmen) – Nebi Değer, (Yusuf oğlu)
[*] Gelin gözü. Göz, su gözü, pınar anlamında da kullanılmaktadır.
[19] Vakıflar Arşivi Defteri,590; Maraş Tahrir Defteri, s. 38,20, 360.
[20] Yinanç ve Elibüyük, age, s. 577; TKA, TD, nr. 108, vr. 358a-b ve 363b, sene 971 (1653-64)
[21] Abdullah Edizer, (1922 d. Mısto o.)
[22] 998 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Diyâr-i bekr ve ‘Arab… (937/1530) s. 128
[23] Alaettin Edizer, (Mehmet oğlu)- Kamber Türk, (Hasan oğlu)
[24] Hacı Karabay, (Mısto o)
[*] Lollo, “Ahraz” demektir.
[*] Köy adını, Kenoların dedesi Kenan’dan almıştır. Zira köyün eski adı Kenolar’dır.
[25] Hasan Güneşli, (Şeyho oğlu).
[26] Mehmet Şahin, (Kara Mehmet, Ahmet oğlu)
[27] 998 Nu. Muhasebe-i Vilayet-i Diyar-i Bekr ve Arab ve Zü’l-Kadiriyye Deft.
[28] Yinanç ve Elibüyük, age, s. 549
[*] Derviş (1817?), Deli İbrahim’in en küçük oğludur. Abileriyle düştüğü bir anlaşmazlık yüzünden köyden ayrılarak, Darende’ye gider. Darende’de birkaç sene kaldıktan sonra, eski Alemdar’ın yerleşim birimine yakın bir yere gelir ve buraya yerleşir. Aligül Biniş, (Ali o) – Kamil Erdoğan, (Bayram o)
[29] Ramazan Erdoğan, (Göğ Bekirlerden)
[30] Yinanç ve Elibüyük, age. II. Cilt, sayfa 589
[31] Esat Eren, (Ali oğlu)
[32] Bozdağ, Nihat (Ali oğlu)
[33] Emekli öğretmenler: Refik Hakkoymaz, Mehmet Hakkoymaz ve Bilal Hakkoymaz.
[34] BOA, TD, nr. 402, s. 122 ve 664, sene 938 (1532); Halaçoğlu, AACO Cilt II sayfa 564-565
[35] TSMA, D, nr. 4166 s. 1b, sene 1057-58 (1647-49); BOA, MAD, nr. 6159, s. 49 sene 1051 (1641-42); EV. HMH.nr. 394, s. 3a; Halaçoğlu, AACO Cilt II sayfa 564
[*] Mehmet (Momık, Kamber o, 1839 d.) Hasan ağa ile Derviş ağanın babasıdır.
[**] Emirhan (Amoyi Cıme, 1847 d.) 1929 doğumlu Emirhan Çetin’in dedesidir.
[36] Abdullah Edizer, (1922 d. Mısto o.)
[37] Halaçoğlu, AACO Cilt II s. 617-618
[38] BOA, TD, nr. 402, s. 122 ve 664, sene (1532);
[39] TKA, TD, nr. 101 s. 213b, sene 971 (1563-64); Halaçoğlu, AACO Cilt II s. 617
[40] BOA, TD, nr. 419, s. 209, sene Kanuni Devri (1520-1566)
[41] 456 Numaralı Elbistan Kadı Sicili 1884-1890 yılları arası.
[42] Eröz, M., Doğu Anadolu’nun Türklüğü.
[*] “Tong”, Eski Türkçede dağ demektir. Bu yüzden aileye “Dağ” soyadı verilmiş.
[43] Yinanç ve Elibüyük, age, s. 581
[44] Halaçoğlu, AACO Cilt II s. 830; BOA, TD, nr. 402, s. 592, sene 938 (1532)
[45] Kurt, Hacı Mustafa. (Şereflü, Oğuzların Yıva boyuna bağlıdır. AGB)
[46] BOA, MAD, TD, nr. 14679, s. 51-52, sene 1630-31
[47] 998 Numaralı Defter cilt II
[*] 1785(?) doğumlu Halil Ağa, Koçovası’ndaki Karo Kâhyaların dedesidir.
[48] Musa Tut (Gülkaynak).
[49] 998 Nu. Muhasebe-i Vilayet-i Diyar-i Bekr ve Arab ve Zü’l-Kadiriyye Defteri
[50] Yinanç ve Elibüyük, age.
[51] 1285 (1868) yılı Halep Salnamesi
[52] Bu harita, 998 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Diyar-i Bekr ve Arab ve Zü’l- Kadiriyye Defterindedir.
[53] Esat Eren, (Ali oğlu)
[54] https://www.pazarcik.gov.tr/pazarcik
[55] Gökhan, İ., Paşo Yakup Hamdi. [
[56] Resul Çiftçi, (Hasan oğlu)
[57] FiloMehmet Üste, (İbrahim oğlu)
[58] 1303 (1885) yılına ait Halep Salnamesi
[59 Hüseyin Güven, (Emekli Öğretmen)
[60] Kanber Boztaş, (Esef oğlu
[61] Mehmet Hakkoymaz, (Ömer oğlu, Emekli Öğretmen)
[62] Uğurlu, S., Ar. Öğr. Görevlisi, Türklerin Geleneksel Evi Karaçadır.