Ultra Maraton
Kavaktepe köyü nüfusuna kayıtlı ultra maraton sporcusu İbrahim Şahin, 2009 yılında Karahasanuşağı köyünden başlayarak Elbistan-Afşin-Ekinözü güzergâhında yer alan 111 km’lik parkurda bir ultra maraton koşusu gerçekleştirdi. Şahin, bu ultra maraton koşusunu 2010 ve 2011 yıllarında da sürdürdü. İbrahim Şahin’in bu koşuları ve koştuğu parkur, ilgili kurumların dikkatini çekti ve Elbistan İlçe Spor Müdürlüğü, bu koşunun ve parkurun tescili için Türkiye Atletizm Federasyonu’na başvuruda bulundu. Neticede 2012 yılında, bu koşu ve parkur federasyon tarafından tescillenerek “Uluslararası Ultra Maraton” adıyla faaliyet takvimine alındı.

Türkiye’nin ilk ultra maratonu olan bu yarış, uzun ve ağır şartlar altında koşulmaktadır. Daha önce Elbistan Ultra Maratonu adıyla sekiz kez koşulan bu parkur, 2018 yılında 161 km olarak ve Ultra Maraton Türkiye Şampiyonası adı altında da beş defa düzenlendi. Dört defa 170 km’lik parkurda koşulan Elbistan–Afşin–Ekinözü Ultra Maratonu, azami 24 saat içinde koşulma zorunluluğu bulunan, dünyanın en hızlı ultra maratonu olarak kayıtlara geçti. Sonraki yıllarda maratonun uzunluğu, aynı güzergâhta 100 km olarak değiştirildi.
Uluslararası düzeyde koşulan Ultra Maraton Türkiye Şampiyonası, her yıl Kavaktepe köyünde başlayıp Elbistan, Afşin ve Ekinözü ilçelerini geçtikten sonra yeniden Elbistan’a dönülerek tamamlanmaktadır. 2025 yılı sonu itibarıyla, bu koşular Elbistan Ultra Maratonu ve Ultra Maraton Türkiye Şampiyonası adı altında 14 kez düzenlenmiştir.
Güreş (Güleş)[*]
Karahasanlılar “Güreş” sporuna “Güleş” demektedirler.Eskiden güreş müsabakaları, genellikle düğün töreninden sonra “Karakucak” stilinde yapılırdı. Önce çocuklar, sonra gençler, güreşirdi. Daha sonra yetişkinlerin güreşe girmesiyle esas güreş müsabakaları başlardı. Güreş yarışmaları şalvar denilen ve kispete benzeyen bir kıyafetle yapılırdı. Bu şalvar, aynı zamanda güreşte birinci olan pehlivanlara ödül olarak da verilirdi.

Gayri resmî olarak yapılan Karakucak güreşlerinde başarılı olan camianın meşhur pehlivanları aşağıdadır.

Diğer taraftan resmi müsabakalarda başarı gösteren camia mensubu güreşçiler de bulunmaktadır. Bunların adları ve dereceleri aşağıda belirtilmiştir.
Esat Eren (Beğre köyü): Büyükler Türkiye Şampiyonluğu, Gençler Türkiye Şampiyonluğu, Gençler Türkiye Şampiyonası ikinciliği ve Büyükler Türkiye Şampiyonası üçüncülüğü;
Şerif Karakuş (Beğre köyü): Yıldızlar Türkiye Şampiyonluğu, Uluslararası Zafer Turnuvası Şampiyonluğu ve Gençler Türkiye Şampiyonası ikinciliği;
Aydın Eren (Beğre köyü): Yıldızlar Türkiye Şampiyonluğu ve Gençler Türkiye Şampiyonası ikinciliği;

Alaaddin Eren (Beğre köyü): Yıldızlar Türkiye Şampiyonluğu, Uluslararası Zafer Turnuvası Şampiyonası üçüncülüğü, Büyükler Türkiye Şampiyonası üçüncülüğü ve Gençler Türkiye Şampiyonası ikinciliği;
Adnan Eren (Beğre köyü): 1992 Minikler Türkiye Şampiyonası üçüncülüğü, 1998 yıldızlar Türkiye Şampiyonası üçüncülüğü ve 2010 Üniversitelerarası Türkiye Şampiyonası beşinciliği;
Mehmet Mustafa Şahin (Karahasanuşağı köyü): 2014 Türkiye Yıldızlar Grekoromen Güreş Şampiyonası üçüncülüğü, 2015 Gençler Türkiye Şampiyonası şampiyonluğu, 2016 Üniversitelerarası Grekoromen Güreş Şampiyonası şampiyonluğu, 2017 Grekoromen Güreş Türkiye Şampiyonası üçüncülüğü, 2019 Üniversitelerarası Güreş Şampiyonası şampiyonluğu, 2022 Dünya Üniversitelerarası Şampiyonası üçüncülüğü ve 2025 Grekoromen Güreş Şampiyonası Türkiye şampiyonluğu, Avrupa büyükler üçüncülüğü, Open Ranking Series Arnavutluk ikinciliği ve Open Ranking Series Moğolistan ikinciliği.

Bilek Güreşi (Güleşi)
Bilek güreşi, pazı ve kol kuvvetine dayanan bir spor dalıdır. İki kişi arasında yapılan bu spor, ülkemizde geçerli olan resmî kurallara göre oynanır.

Bilek Güreşi
Tura
Tura, iki parmak kalınlığında bükülmüş bir urganla oynanan bir oyundur. Turayı vuracak oyuncu sabit dururken, diğer oyuncu onun önünden seri bir şekilde geçer. Bu sırada turacı, en fazla iki kez rakibinin sırtına vurabilir. Oyuncunun sırtı dışındaki yerlere vurulması yasaktır. Oyuna önce iki rakip oyuncuyla başlanır. Bu kişilerden en son tura vurulan oyundan çıkar ve onun yerine yakınlarından biri girer. Oyuncular karşılıklı olarak değiştirilerek oyuna devam edilir ve sözü geçen büyüklerden birinin “Oyun bitmiştir!” komutuyla oyun sona erer. Tura oyunu, bünyesinde belli bir oranda şiddet barındırmaktadır. Bu sert oyununun maksadı, daha önce fertler arasında oluşan gerginlikleri, spor yoluyla ortadan kaldırmaktır. Tura oyunu, eski Türklerde oynanan Tomak[**] oyununun devamı niteliğindedir.
Tura oyununu, Karahasanuşağı köyünde Pofo İbrahim Gül (İbrahim o.)[***], Kundo Hasan (Derviş o.) ve Ala Çirro (Hüso o.); Türkören köyünden ise İbrahim Edizer (Yusuf o.), çok iyi oynarmış.

Cirit
Başka bir adı Çavgan olan cirit, Türklerin yüzyıllardır oynadığı bir ata sporudur. At üzerinde oynanan bu oyun, Türkler tarafından Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınmıştır. Cirit, Sultan Alparslan döneminde özellikle Doğu ve İç Anadolu’da yaygınlaşmış, XVI. yüzyılda Osmanlılar tarafından savaş oyunu olarak kabul edilmiş tir. Cirit, XIX. yüzyılda bütün Osmanlı ülkesi ve saraylarının en büyük gösteri sporu ve oyunu hâline gelmiştir. 1826 yılında, II. Mahmut tarafından yasaklanan cirit daha sonra yine Osmanlı ülkesinin başta gelen meydan oyunu olarak her tarafa yayılmıştır.
Cirit, at üzerinde, 120 cm uzunluğunda ve 3 cm çapında olan “cirit” denilen değnekle oynanır. Bu sporda, oyuncular bir yandan ciridini rakibe karşı isabetli bir şekilde atarak üstünlük sağlamaya, bir yandan da güvenli olarak at üstünde durmaya çalışırlar. Yöresel giyimleriyle atlarına binen ciritçiler, kendilerini rakip oyunculardan sakınmak için, atın sağına soluna, karnının altına ve boynuna doğru eğilirler. Oyunculara zarar vermemesi için ciritlerin uçları yuvarlatılır. Cirit Oyunu, 1960’lı yıllara kadar, Karahasanlıların düğünlerinde oynanmıştır.
Cirit Oyununda iki takım bulunur. Bu takımlar 70 ilâ 120 metre genişliğindeki bir alanda karşılıklı olarak, alanın en gerisinde dizilirler. Önce takımlardan birer oyuncu atlı olarak öne çıkarlar ve karşı takıma 30-40 metre kadar yaklaşırlar. Oyunculardan birisi ciridini rakip oyuncuya doğru fırlatır ve hızlıca takımının yanına dönmek için hareket eder. Rakip oyuncu da kendisine atılan ciridi yakalamaya çalışır. Eğer ciridi yakalarsa rakip oyuncuyu takip eder ve daha yerine dönmeden elindeki ciridi rakibine fırlatır. Bu kez ilk oyuncunun çıktığı sıradan diğer bir ciritçi onu karşılar. İkinci diziden çıkan, sırasındaki yerini almak için süratle yerine dönmeye çalışır. Bu defa rakibi onu kovalar ve ciridi kaçan oyuncuya atar. Cirit isabet ettiren ciritçi takımına bir sayı kazandırır. Eğer ciritçi attığı çavganı rakibine değil de ata isabet ettirmişse bir sayı kaybeder.
Sinsin Oyunu
Bu oyun, köy düğünlerinin devamında geceleri geniş ve açık bir alanda, ateş etrafında toplu halde oynanır.Bu oyun için toplanan köyün gençleri, önce harman yeri gibi bir yerde ortaya büyük bir ateş yakarlar. Sonra da bu ateşin etrafında genişçe bir halka oluştururlar. Ortada oynayacak oyuncular, halkanın arasına dağınık şekilde yerleşirler. Bu oyunculardan birisi, meydana çıkar ve sırtı ateşe dönük olarak, davul-zurna eşliğinde, ritmik ve hızlı hareketlerle diğer oyunculara çalım atarak ateşin etrafında oynar. Bu oyuncu ara ara da ateşin üstünden atlar. Halkanın içinde bulunan oyunculardan başka biri de ortada oynayan oyuncuyu oyun alanından uzaklaştırmak için üzerine doğru seğirtir. Diğer oyuncular da sırayla oyuna girip aynı şekilde oynarlar. Oyun, ateş sönünceye kadar devam eder. Bu oyun, günümüzde artık pek oynanmamaktadır.

Gıcırtmaç/Gıncırak (Korrakiç) Oyunu:
Düz bir alanın orta yerine sağlamca dikilen yaklaşık 150 cm yüksekliğindeki bir direğin üst ucu topaç ucu gibi sivriltilir. Diğer yandan yaklaşık 7-8 m uzunluğundaki bir sırığın tam ortasına da yere dikilen direğin sivri ucunun yerleşeceği uygun bir çukur açılır. Bu sırığın oyulan yeri yağlanarak, yere dikilen direğin üzerine oturtulur. Böylece üstteki sırığın havada dengeli bir şekilde yere paralel olarak dönebilmesi sağlanır. Gıcırtmaç hem yanlara hem aşağı yukarı hareket edebilen bir düzenektir.
Oyuna başlamadan önce gençlerden ve çocuklardan oluşan oyuncular iki gruba ayrılır. Taraflardan birer kişi, karşılıklı olarak yere paralel olan direğin uçlarına yakın bir yerine karınları üzerine yatarak, direği ileriye ve aşağıya yukarıya hareket ettirerek, dönmeye başlarlar. Bu oyun hem eğlenmek için hem de yarışmak için oynanır. Yarışma şeklinde oynanan Gıcırtmaç oyununda, yorulan ya da düşen oyuncu yenilmiş sayılır.
Kuvvet Taşı
Kuvvet taşı sporu, halter gibi, güce dayanan bir oyundur. Bu spor, birkaç yarışmacı arasında yapılır. Kuvvet taşı için, yaklaşık 60 kg ağırlığında ve tutulması rahat olan birtaş seçilir. Yarışmacılar sırayla bu taşı yerden alarak, daha önce belirlenen yüksekçe bir sekinin üzerine koyarlar. Taşı belirlenen yere koyamayan veya yorulan yarışmacılar yenilmiş sayılır. Kalan oyuncular taşı yerden alıp sekiye koymaya devam ederler ve en son yorulan yarışmacı oyunu kazanır.
Omuz Taşı
Günümüzdeki sporlardan gülle atmaya benzeyen ve güce dayanan bir sportif oyundur. Bu yarışma bir birkaç kişi arasında yapılır. Yarışmacılar, yaklaşık on kilo ağırlığındaki bir taşı omuz üstünde, belirlen sınırı geçmeden, tek elle ileriye fırlatırlar. Taşı en uzağa atan kişi yarışmayı kazanır.

El Taşı
Dibek eli ile oynanan El Taşı oyunu da güce dayanan bir sportif oyundur. “El”, yaklaşık 35 cm uzunluğunda ve 3 kg ağırlığında, çelikten yapılmış, lobuta benzeyen bir alettir. Bu oyunda oyuncular yere doğru eğilerek, “El”i iki bacak arasından ileriye doğru fırlatırlar. “El”i en uzağa atan oyuncu oyunu kazanır.
______________________________________
[*] Golan Türkmenleri de “Güreş”e “Güleş” demektedirler.
[**]Tomak, tıpkı Tura gibi kalın bir urganla oynanır. Turadan tek farkı, urganın ucundaki meşin içine sıkıştırılmış, yumurta büyüklüğünde keçeden oluşan ve fazla sert olmayan bir kısım vardır.
[***]Pofo İbrahim, Kantarma köyünde tura oynarken, gözüne tura isabet etmiş ve bir gözünü kaybetmiş. Buna rağmen tura oynamaktan vazgeçmemiş.