C- DULKADİR BEYLİĞİ DÖNEMİ
Ebu Said Bahadır Han’ın ölümünden sonra (1335) Moğollar arasında başlayan şiddetli iç mücadele[11], İlhanlı Devleti’nin çökmesine neden oldu. Bu durum Türkmen Beylerine Anadolu’da rahat hareket etme imkânı sağladı. Bozok ve Ağaçeri Türkmenlerinin büyük bir kısmının, etrafında toplanması sonucunda önemli bir güce erişen Zeyneddin Karaca Bey, 1335 yılının mayıs ayında, beş bin atlıdan oluşan kuvvetle Çukurova’ya girerek Memlükler’in devamlı saldırıları sonucu zayıf düşen Ermeni Prensliğinin hâkimiyetinde bulunan doğu bölgelerini tahrip etti[12].
Kendisi gibi Elbistan yöresini sahiplenen Türkmen Beyi Taraklı Halil ile olan askerî ve siyasî mücadelesinde galip çıkan Karaca Bey, Kahire’de bulunan Memluk Sultanı Muhammed Nasır tarafından Türkmenlerin Emiri olarak kabul edilerek, şehrin hâkimiyet beratını elde etti[13]. Böylece 1337 yılında Maraş ve Elbistan bölgelerinde yaklaşık iki asır boyunca Memlükler’in himayesindeki bir beyliğin temeli atılmış oldu[14].
Zeyneddin Karaca’nın liderliğinde, Maraş ve Elbistan merkezli olarak kurulan Dulkadir Beyliğinin halkı, çoğunlukla Bayat, Avşar ve Beğdili boylarına mensuptu[15]. Bu boylar, aralarında Karahasanlıların da bulunduğu, irili ufaklı yaklaşık yedi yüz cemaatten meydana gelmekteydi[16]. Bu cemaatler aynı zamanda Beyliğin kurucu ve temel unsurlarını oluşturmaktaydı[17].
Ebû Said Bahadır Han’ın ölümünden kısa bir süre sonra Moğol hâkimiyeti sona erdi[18]. Ancak, buna rağmen Moğollar, halkı taciz etmeye ve vergi toplamaya devam ettiler. Moğol tahsildarları, 1338 yılında, vergi toplamak için Karahasanlıların obasına geldiler. Öteden beri diğer Beğdili oymakları gibi, vergi vermekten kaçınan Karahasanlılar[19] gelen tahsildarlara vergi vermeyip, onları kovdular[20]. Buna çok kızan Moğollar, iki gün sonra, kırk askerlik bir kuvvetle Karahasanlıları cezalandırmak üzere obaya geldiler. Önce oba halkıyla bir meselelerinin olmadığını, sadece orada gecelemek istediklerini söyleseler de daha sonra hadlerini aşarak, oba beyinden gecelik kadın istediler. Bunun üzerine oba ileri gelenleri, aralarında istişare ederek, bu hakaretin bedelini onlara ödetmeye karar verdiler. Akşam yemeğinden sonra, Moğol askerlerine bol miktarda içki içirerek, hepsini sarhoş ettiler. Ardından da kadın kılığına giren oba delikanlıları, içkiden dolayı sızıp kalan bu askerlerin çadırlarına girip, tamamını öldürdüler ve onları silahlarıyla birlikte bir sarnıca attılar[21].
Moğolların gazabından çekinen Karahasanlılar, hızlıca obadan ayrılarak, Siverek ve Besni arasında bulunan ormanlık bir bölgeye gittiler. Buranın güvenli olmadığını anlayınca fazla kalmadan, Dulkadir Beyliği’nin Darende Beyi’ne sığınmaya karar verdiler. Geceyi ormanda geçirdikten sonra, gün ağarmaya başladığında yola çıktılar ve birkaç gün sonra Darende Beyi Emir Tengiz’in huzuruna vardılar[*]. Oba adına konuşan Karahasan, Moğol askerleri ile aralarında geçenleri Beye anlattı. Karahasan’ın duruşu ve konuşmasından etkilenen Bey, onu ve obasını himayesine aldı ve çok geçmeden Karahasan’ı çiftliklerini yönetmek üzere görevlendirdi[22].
Yüksek yöneticilik kabiliyeti olan ve verilen görevleri başarıyla yerine getiren Karahasan, kısa sürede Beyin dikkatini çekti. Bundan dolayı Bey onu, XIV. yüzyılın ikinci yarısında, Elbistan, Afşin ve Doğanşehir’i içine alan bölgedeki[**] toprakları işlemek, asker beslemek konargöçerleri idare etmek, yerleşik durumdaki halktan icar ve vergi toplamak üzere görevlendirdi. Bu görevlendirme sonucunda bölgeye gidip, yerleşen Karahasan, kısa sürede konargöçerler üzerinde hâkimiyet kurdu ve verilen yetki çerçevesinde, bölgedeki konargöçer ve kervanlardan vergi topladı. Emredildiği üzere de bu vergilerin belirlenen orandaki kısmını, zamanında beylik makamlarına gönderdi[23]. Bir süre görevini kusursuz biçimde yerine getiren Karahasan, zamanla kuralların dışına çıkarak hem vergi toplama hem de otlakların tahsisi konusunda yetkisini aşmaya başladı; topladığı icar ve vergileri beylik makamlarına göndermedi. Bir yandan konargöçerlerden şikâyetler alan, diğer yandan vergi gelirlerini alamayan Dulkadir Beyi, Karahasan’a haber göndererek vergilerin derhal gönderilmesini ve bölgeyi terk etmesini emretti. Karahasan ise Bey’e gönderdiği hediyelerle birlikte şu mesajı iletti: “Beyimizin emirleri başımız üzeredir. Ancak biz Bey’i öz babamız bilirdik; Bey de bize ‘evladım’ derdi. Eğer bu doğruysa, müsaade buyursun da oba olarak burada yaşamaya devam edelim.” Bu saygılı ve güzel sözler üzerine Bey, Karahasan’ın kurallara uyması ve vergileri düzenli göndermesi şartıyla isteğini kabul etti. Karahasan bundan sonra görevini kurallara uygun şekilde yerine getirince Bey’in takdirini kazandı ve Elbistan–Malatya–Sivas–Adıyaman arasındaki bölgenin fiilî hâkimi hâline geldi. Neticede 1338 yılında Siverek civarından göç eden Karahasanlılar, birkaç yıl içinde bu bölgeye tamamen yerleştiler[24].

Döneme ait bölge haritası
Karahasan, Dulkadir Bey’inden aldığı yetki çerçevesinde bölgeyi idare ederken, XIV. yüzyılın ikinci yarısında otlakların kullanımı konusunda bazı konargöçerlerle ve yerli ahaliyle ihtilafa düştü. Bu durum ciddi bir gerginliğe yol açtı. Kısa süre sonra Demircilik köyünün alt tarafındaki çayırlık alanda taraflar arasında şiddetli bir kavga yaşandı. Bu olayı içine sindiremeyen konargöçerler, Karahasan’ı öldürmek amacıyla fırsat kollamaya başladılar.
Bir gün Elbistan’dan dönerken, beş-altı kişilik bir grup, Karahasan’ı Demircilik’ten itibaren takip ederek, Tahtalı mevkiindeki çadırına girerken önünü kesti. Onu yere düşürmek için hepsi birden Kara Hasan’ın üzerine çullandı. Çok güçlü olan Karahasan, uzun bir süre onlarla boğuştu, ancak bu arbede sırasında ayağı bir üçayağın[*] içine takılınca, dengesini kaybedip yere düştü. Düşerken de başı çadır ipinin çatalına takıldı. Neticede zor durumda kalan Karahasan, konargöçerler tarafından öldürüldü[26][27]. Mezarının yeri günümüze kadar tespit edilememiştir.
Karahasan’ın ölümünden sonra, büyük oğlu Mahmut boy beyi oldu ve obayı, Lalolar köyü ile Kantarma köyü arasındaki Kızıldere’nin hemen ağzında bulunan ve daha sonra “Eski Evler” diye anılacak olan yere taşıdı[28]. Bu sırada Karahasanlılar henüz tam anlamıyla yerleşik hayata geçmemişlerdi.
Karahasanlılar, XVI. yüzyılın başlarında Pazarcık yöresinde kışlamaktaydı. Alauddevle Bey, 1500 yılında, Karahasanlıların bulunduğu yerde bir zaviye inşa ettirdi ve Kara Hayıt Nahiyesine bağlı Kızılbük köyünde elde edilen hububat gelirinin yarısını, gelen geçenlerin iaşesi için bu zaviyeye vakfetti[29].
BELGE VE KAYNAKLAR
______________________________________
[11] Sümer, Oğuzlar Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları, Ank. 1972, s. 163
[12] Yinanç, R., Dulkadir Beyliği TTK Yay. Ankara, 1989, s. 9
[13] Yinanç, Dulkadir Beyliği, s. 10
[14] Yinanç, R., Dulkadir Beyliği, s. 10; İkd, 1291, s. 20b; Vekayi, s. 4b, 5a
[15] Yinanç, R., Dulkadir Beyliği, s. 8
[16] Döğüş, S., Osmanlıların Fethine Kadar Dulkadirli Türkmenleri. “XIV. yy.da Bozok koluna bağlı Dulkadiroğulları beyliği içerisinde yer alan Anamaslı-Karacalı (bazı obaları; Yazır, Ulaşlu, Oruç-Beğlü, Kazancılu, Söylemezlü, Yol-Basanlu, Kara Haydutlu), Ağca Koyunlu, (önemli obaları, Çalışlu, Musa Hacılu, Kozanlu,), Dokuz-Bişanlu (bazı obaları; Karkın, Karamanlı, Kürd Mihmadlu, Avcı, Neccarlu, Dokuz-Koyunlu, Bazlamaçlu), Küreciler, Cerid (Bayır Cerid, Kara Hasanlu, Oruç Gazilu, Mamalu), Peçenek, Kavurgalu, Elçi, Döngelelü, Küşine, Tekelü, Varsak, Eymir, Çimelü, Kızıllu, İmanlu Avşarı, Çağırganlu, Avcı, Gündeşlü, Tecirlü, Eşkinciler (bazı obaları; Dede Karkın, Süli Şeyhlü) gibi irili ufaklı 700’e yakın cemaat, Dulkadirli Türkmenlerini meydana getiren ana kütleyi oluşturmaktaydı.” Tufan G., Bozulus Ne İdi.
[17] Sümer, Ceridler, Türk Dünyası Tarih Dergisi, S. 24 İstanbul 1988, s. 6
[18] Sümer, Oğuzlar Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları, Ank. 1972, s. 163
[19] Sümer, Oğuzlar (Türkmenler); İst. 1999, s. 303; Sümer, Müverrih Naima’nın, Beğdili Türkmenlerinin Halep’ten Diyarbekir’e kadar uzanan yaylaklarda rahat durmayarak çiftçilerin ekinlerini davarlarına çiğnettikleri gibi, vergilerini vermekten de kaçındıklarını söylediğini yazmıştır. Biniş, Aligül de (Ali oğlu, 1928 doğumlu), 1950’li yıllarda Karahasanlı köylerine gelen Urfalı Hallaç Mehmet’in, “Büyüklerimiz, o dönemlerde Karahasanlıların da vergi vermeye yanaşmadıklarını söylemişlerdir,” dediğini nakletmiştir.
[20] 1972 yılında, Karahasanlıların yaklaşık olarak, 650 sene önce Urfa tarafından geldikleri rivayet edilmiştir. [Mamo Doğan, İbrahim oğlu. (1861-1977) 650 sene öncesi, 1322 tarihine denk gelmektedir. Dolayısıyla Mamo Doğan, (1338-1322=16) sadece 16 sene yanılmıştır.
[21] Üç Siverekli geldikleri Cela İçmelerinde “Karahasanlıların başından geçen bu olayı bizim oradaki çoğu insan bilir ve halen anlatılır,” demişlerdir. [Aligül Tıraş, (Mısto oğlu)]
[*] Karahasanlılar en erken, 1338 yılının ağustos ayı veya sonrasında Darende Bey’ine sığındılar. Çünkü, Darende, Dulkadir Beyliği tarafından 1338 yılının ağustos ayında alınmıştı.
[22] Bu bilgi, İbrahim oğlu Mamo Doğan’dan rivayet edilmiştir.
[**] Söz konusu bölge, Karahasanlıların halen bulundukları yerdir.
[23] Aligül Tıraş, (Mısto oğlu) rivayet etmiştir. (Bu görev ve yetkiler, Osmanlılardaki Tımar Sistemi’ne benzemektedir.)
[24] Bu bilgi, İbrahim oğlu Mamo Doğan’dan rivayet edilmiştir.
[*] Üçayak (Sacayağı), yemek pişirilirken kazan ve tencerelerin altına konur.
[26] Karahasanlılar, bu olaydan sonra, uğursuzluk getirdiğine inandıkları için, uzun bir süre hem çadırlarını çatal iple bağlamamışlar hem de üçayakları kullanmadıkları zaman sırt üstü yatırmışlar. [Hacı Doğan, Bektaş oğlu]
[27] Karahasanlılar, Tahtalı mevkiinde iken, abisi Ali Beg (Begil) ve kardeşi Omok, kıskandıkları için gelip Karahasan’ı öldürdüler. Begil ve Omokların Karahasanlılardan uzak durması bu yüzden olabilir. [Aligül Tıraş, (Mısto oğlu)
[28] Bu bilgiler, Kahraman oğlu Hasan Türk, Bektaş oğlu Hacı Doğan ve Mısto oğlu Aligül Tıraş’tan alınmıştır.
[29] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, D. n. 590, s. 107, s.n. 98; Arslan, Hasan, XVII. yy. da Maraş Sancağı (Siyasi, İdari, İktisadi ve İçtimai Tarihi)” Doktora tezi.