Türkmenlerin Anadolu’ya Gelişi

Türkler, tarihin muhtelif devirlerinde, Orta Asya’dan Anadolu’ya defalarca gelmiş olsalar da Anadolu’nun bir Türk Yurdu olmasında etkili olan göçler XI. yüzyıldan itibaren başladı. Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan önce Çağrı Bey, 1018 yılında Doğu Anadolu’ya bir keşif akını yaptı. Daha sonra Gazneliler’in takibinden kaçan, Arslan Yabgu’ya[*] bağlı Oğuzlar, birkaç defa Anadolu’ya girdiler. Büyük kayıplar vermelerine rağmen bunlar, Azerbaycan’dan Diyarbakır havalisine kadar yayılmayı başardılar.

Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan (1040) hemen sonra, Türkler yerleşmek gayesiyle Anadolu’ya geldiler. Tuğrul Bey, kendi ülkesi ile Bizans arasında bir tampon bölge oluşturmak istiyordu. Bunun için doğudan gelip yurt bulmak ve sürülerini beslemek zorunda olan Türkmen boylarına yeni topraklar göstererek, onları Anadolu’ya sevk ediyordu. Ardından, Bizans’ın mukavemeti Malazgirt Zaferi’yle (1071) kırılınca, Türkler Anadolu’da süratli bir şekilde yayılıp, yerleşmeye başladı. Böylece Anadolu’nun etnik yapısında Türkler lehine gözle görülür bir gelişme kaydedildi[1].

Anadolu’nun yanı sıra Azerbaycan, Irak ve Suriye de Oğuz göçlerine sahne oldu. Yeni geldikleri bölgenin dağına, ovasına, suyuna Türkçe adlar veren Oğuzlar, bütün kültür varlıkları ile Anadolu’ya yerleşti. Türk komutanlara Anadolu’nun fethini emreden Tuğrul Bey, Alparslan ve Melikşah gibi Selçuklu sultanları, onların bu yerleşme faaliyetlerini destekledi[2].

Türkmen beylerinden biri olan Artuk Bey, Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarını Türkmenlerin yerleşmesi için elverişli hâle getirdi. 1072 yılında Bizans ordusunu yenen Artuk Bey, Sakarya Vadisi’ne kadar ilerledi. Bu sayede Türkler, Sivas, Kayseri, Ankara gibi merkezlere sahip olma imkânı buldu. Orta Anadolu’dan sonra Canik ve Ilgaz dağlarını aşanlar Karadeniz’i; Toros dağlarını aşanlar ise Çukurova ve Akdeniz sahillerini yurt tuttu. Artuk Bey’den sonra Anadolu’nun fethine memur edilen Tutak Bey’in kuvvetleri, İzmit Körfezi’ni ele geçirdi. Buraya yerleşen Türkler, ileriki zamanlarda, Boğazlar ve Marmara sahillerine kadar ilerledi. Anadolu’daki Türkmenler ise, daha sonra “Anadolu Fatihi” unvanını kazanan Süleyman Şah’ın etrafında toplanarak yeni bir Türk devletinin temelini attı[3].

Türklerin göç yollarını gösteren bir harita[4]

Anadolu, 1071 yılındaki Malazgirt Savaşı’nı takip eden sekiz ile on yıl içinde baştan başa açıldı ve fethi takip eden yıllarda ülkenin her tarafı Oğuz kümeleri ile doldu. Fetihten sonra hem Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı meydana geldi hem de Anadolu’ya gelenler, Türkistan ve İran’da yaşayan eldaşları (yurttaşları) tarafından daima besleniyordu. Bundan dolayı yeni gelenler ile sayıları giderek artıyordu. XIII. yüzyılın birinci yarısının ortalarına doğru Türkistan, Horasan ve Azerbaycan’dan Anadolu’ya, birbiri arkasından kalabalık Türkmen kümeleri gelmeye başladı. Bunların çoğu 1219’da başlayan Moğol kasırgasından kaçıyordu. Böylece Oğuzların ezici çoğunluğu Anadolu’da toplandı. Bu arada Sir-Derya boylarındaki şehirlerde ve köylerde yaşayan oturak[*] Oğuzlar, Moğol kılıcına boyun eğmemek, onlara tutsak düşmemek, istila nedeniyle baş gösteren kıtlık nedeniyle ölmemek ve nihayet eldaşları gibi emin ve bereketli bir yerde yaşamak için Anadolu’ya gelmişlerdi[5].

Dolayısıyla bir yandan Moğol istilasının dayanılmaz hâle gelmesi, bir yandan da Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’nun hem güvenli bir bölge hâline gelmesi hem de topraklarının bereketli olması, Türkmenlerin Horasan üzerinden kitleler hâlinde Anadolu’ya gelmesine sebep olmuştur. Büyük bir bölümü Oğuzlara mensup olan bu Türkmenlerin Anadolu’ya göçleri birkaç yüzyıl boyunca devam etmiştir. Oğuzların 24 boyunun tamamının Anadolu’da bulunduğu tespit edilmiştir[6].

Moğol istilasının yayılması sonucunda, Anadolu’ya gelen Beğdililerin de içinde bulunduğu bazı Türkmenler, Suriye’ye giderek, yeni kurulan Memluk Devleti’nin himayesine girdi[7]. Memluk Devleti[**], XIII. yüzyılın sonlarında kuzeyde elde ettiği toprakları elde tutmak ve buraları İlhanlılarla onların müttefiki olan Çukurova’daki Ermenilerin saldırılarına karşı korumak için, Moğolların önünden kaçan bu mülteci Türkmenleri, Güney Anadolu ile kuzey Suriye’ye yerleştirdi. Bunlar, aynı zamanda Memluklerin yardımcı kuvvetlerini meydana getiriyordu[8].

Suriye valilerinin her yıl kuzeye doğru yaptıkları seferlere katılan bu Türkmenler, nihayet 1298 yılında Kilikya Ermeni Prensliğinin hâkimiyetinde bulunan Maraş’ı ele geçirdi. Bu tarihten itibaren Maraş ve civarı, Memluklerin, Halep valilerine tabi olan Türkmen Beyleri tarafından idare edildi[9].

Bozok Türkmenleri, XIII. yüzyıl sonlarında Halep ile Antep arasındaki bölgelere yerleşmişlerdi. Bunlar bazen Memluk kumandanlarının emrinde bazen de kendi inisiyatifleri ile Memluklerin kuzeye doğru başlattıkları seferlere, katılarak, Çukurova’daki Ermeniler üzerine veya Moğol hâkimiyeti altında bulunan Anadolu içlerine akınlar düzenliyordu. Memluk fetihlerini izleyen yıllarda Antep’ten Elbistan’a kadar uzanan bölgeleri ele geçirmişlerdi[10].  

BELGE VE KAYNAKLAR

______________________________________

[*] Arslan Yabgu, Selçuk Bey’in oğludur.

[1] Tarih, C. 8. s. 209, Çağ Yay. İst. 1992

[2] Tarih, C. 8. F. 14

[3] Tarih, C. 8.  s. 209-210

[*] Konargöçer olmayan, yerleşik olan

[5] Sümer, Oğuzlar, s. 5, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay. İst. 1999

[6] Sümer, Oğuzlar, s. XIII, Ankara Ün. Yay. 1972,

[7] Sümer, F., Çukur-Ova Tarihine Dair Araştırmalar s. 8

[**] Memluk Devleti’nin 1250 yılında kurulduğu göz önüne alınırsa, Anadolu’ya 1231 yılında gelen Beğdililerin en az 20 yıl Horasan ve Doğu Anadolu’da kaldıktan sonra Memlükler’e sığındığı söylenebilir.

[8] Sümer F., Bayatlar, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. IV, s. 380-381

[9] Yinanç, M.H., Maraş Emirleri, TTEM, sayı 84, s.101

[10] Yinanç, R., Dulkadir Beyliği TTK Yay. Ankara, 1989, s. 8-9-10