15 Nisan 1991 PKK Katliamı

PKK terör örgütü 1987 yılında, Engizek ve Nurhak dağları ile Pazarcık, Narlı, Adıyaman ve Elbistan gibi yerleşim birimlerinde faaliyet göstermek üzere teşkilatlanmaya başlamıştı. Başlangıçta dar bir kadroya sahip olan örgüt, yaptığı küçük ve bireysel eylemlerle bölgedeki halkı korkutup, örgüte yardım etmelerini sağlamaya çalıştı. Bundan sonra ise terör eylemlerinden ziyade, propaganda ekipleri vasıtasıyla taban oluşturmaya yoğunlaştı[1]. Bunda kısmen başarılı olan örgüt, Karahasanlıların bulunduğu bölgede ise üstü kapalı bir dirençle karşılaştı. Buna rağmen Kurmancça konuşulan bu köyler üzerindeki baskısına devam etmişti. Bu baskıdan kurtulmak isteyen bazı köy mensupları, her defasında “Karahasanuşağı köyü hem merkezi hem güçlü hem de devlet yanlısı bir köydür. Onlar bu işin içinde olmazsa, burada rahat hareket edemeyiz. Onları ne zaman ikna ederseniz o vakit yanınızda yer alırız,” demişti[2]. Terör örgütü, bunun üzerine, 1989 yılından itibaren Karahasanuşağı köyü ile ilgilenmeye başlamış ve köye girmenin yollarını aramıştı. Sonunda görevlendirdikleri kişiler vasıtasıyla önce çobanlarla irtibat kurmuş, ardından da bunların vasıtasıyla köyde kendilerine yardım edecek kişileri tespit etmişlerdi. Akabinde de bu kişilerle görüşen teröristler köy kahvehanesinde bir toplantı yapılması için sözleşmişlerdi.

İki gün sonra, köy kahvehanesinde silahlı üç teröristin katıldığı bir toplantı yapıldı. Teröristlerden birisi ayağa kalkarak, “Kendi devletimizi kuracağız. Size komşu olan köyler bize destek veriyor. Sizin de yanımızda yer almanızı istiyoruz!” dedi. Bir anlık sessizlikten sonra, toplantıya katılan köylülerden biri, çevre aşiretlerle inanç ve dünya görüşü bakımından farklı olduklarını ve devlete isyan etmeyeceklerini söyledi. Teröristler o gün fazla üstelemeden oradan ayrıldılar[3]. Ancak takip eden günlerde, işbirlikçileri vasıtasıyla köy kahvehanesinde ve evlerde düzenlenen toplantılarda propaganda yapmaya devam ettiler. Toplantılarda devamlı olarak halkın örgüte yardım etmesini ve gençlerin de örgüte katılmasını istediler. Bunun karşılığında da yaşlıları vali, kaymakam, hâkim ve savcı yapacaklarını; gençlere ise büyüklere vaat ettiklerinin yanı sıra onları yönetici olarak Avrupa’ya göndereceklerini söylediler. Bu cazip vaatlere kanan çocuk yaşlardaki yirmi genç, kimlik kartlarını teröristlere verdiler[4]

Teröristler, ilerleyen günlerde yaptıkları toplantılarda halkı örgüte yardım etmeye zorladı. Köylülerin bir kısmı sessiz kalıp, örgüte karşı ne düşündüklerini belli etmezken bir kısmı da açıkça örgüte yardım etmeyeceklerini ve eleman vermeyeceklerini söyledi. Teröristler, önce sessiz kalanların, sonra da karşı çıkanların evlerine gidip onları ikna etmeye çalıştı. Bu ev sahiplerinin bir kısmı korktukları için örgüte yardım edeceğini kabul ederken, bir kısmı da biraz düşünmek istediklerini bildirdi. Sıra kendilerine karşı gelerek, onları evlerine almayanlara gelmişti. Teröristler, işbirlikçileri aracılığıyla onların da evlerine gittiler ancak, bütün çabalarına rağmen istedikleri cevabı bir türlü alamadılar. Bunun üzerine kendilerine karşı gelerek, örgüte yardım etmeyi reddedenleri öldürmekle tehdit ettiler[5]

Kaymakamlık, 1990 yılının ilkbaharında bölgede bulunan köylerin muhtarlarına bir yazı göndererek, güvenlik nedeniyle yaylalara çıkmayı yasakladı. Hayvanları otlatmak için yaylalara çıkamayan camia mensupları, yemleme maliyetinin yüksek olması nedeniyle fazla direnemeyip, hayvancılıktan vazgeçmek zorunda kaldı. Kısa süre içinde hayvanlarını elden çıkartan bu insanlar, haliyle önemli bir geçim kaynağını kaybetti. Bunun akabinde camiada büyük bir işsizlik ve geçim sıkıntısı ortaya çıktı.

Teröristlerin faaliyetleri ve tehditleri birkaç kişi dışında, köylülerin canını sıkmış ve onları tedirgin etmişti. Sonunda köy muhtarı ve ileri gelenleri bunlara karşı çıkıp, bir daha köye gelmemelerini söylediler. Bunun üzerine teröristler, başta muhtar Mehmet olmak üzere bu kişileri tehdit ederek hedef haline getirdiler.

Terör tehlikesi kendini giderek daha fazla hissettirmeye başlamıştı. Köydeki bu durumdan haberdar olan Elbistan Jandarma Merkez Komutanı Üsteğmen Mehmet, 1990 yılının Kasım ayında birkaç jandarmayla Karahasanuşağı Köyü’ne gelerek, erkekleri okulda topladı. Onlara, “Bakın, bu köyümüzü ve sizi çok seviyoruz. Zarar görmenizi istemiyoruz. Aldığımız bilgiye göre teröristler köye gelip sizi tehdit ediyormuş. Çoğunuzun bildiği gibi elimizde bir bölük asker var. Her yere yetişemiyoruz. Buraya da uzak kaldığımız için her zaman gelemiyoruz. Bu yüzden, sizden korucu olmanızı istiyoruz. Böylece bu eli kanlı vatan hainlerine karşı kendinizi koruma şansınız olacak,” dedi.Bu konuşmanın ardından köylüler kendi aralarında görüşerek korucu olma kararı aldı. Bunun üzerine komutan, ilk etapta 12 kişiye silah verdi; isteyen her eve de silah dağıtıldı.

Koruculuk sistemi kurulunca, telaşa kapılan teröristler köylüleri kahvede toplayıp, koruculuktan vazgeçmeye zorladılar. Köylüler ise koruculukta ısrar edince, teröristler, “Bundan sonra olacaklardan siz sorumlusunuz,” diyerek oradan ayrıldılar.

İki gün geçmeden, önce yaşlı bir çobanı kendilerine yanlış bilgi verdi diye dağda öldüresiye darp edip komaya soktular. Ardından da korucu sandıkları bir köylüyü öldüresiye dövdüler. Terör örgütünün bu baskısı ve şiddeti üzerine, muhtar Mehmet, kaymakamlığa giderek, köye bir geçici karakolun kurulmasını talep etti. İlçe Jandarma Karakol Komutanı ile yapılan görüşmeler sonucunda, 1990 yılının aralık ayı başında köyde on beş askerden oluşan bir geçici karakol kuruldu[6]. Geçici karakolun kurulmasının ardından vakit kaybedilmeden korucular, jandarma tarafından köyün dışındaki bir arazide eğitime alındı ve kısa sürede göreve hazır hâle getirildi. Köyde hem geçici karakol hem de korucular görevdeyken, teröristler köye giremedi ve bölgede rahat hareket edemedi.

Koruculuğu kalıcı hâle getirmek amacıyla köylüler, muhtar Mehmet aracılığıyla 1990 yılının sonlarına doğru ilgili makamlara müracaat ederek korucu kadrosu talep etti. Bu talepler karşılık buldu ve 1991 yılının ocak ayında köye 25 kişilik resmî korucu kadrosu verildi. Böylece daha önce gönüllü olarak yürütülen koruculuk sistemi resmî bir statüye kavuşmuş oldu[7].

Köyde taban oluşturamayacaklarını anlayan teröristler, kendilerine direnen ve yardım etmeyi reddeden köylüleri cezalandırmaya karar verdiler. İlk hedefleri, koruculuk sisteminin kurulmasında öncü rol oynayan muhtar Mehmet oldu. Onu öldürmek amacıyla evinin karşısındaki bir evde pusu kurarak gizlice gözetlediler[8][9]. Durumu öğrenen muhtar Mehmet, önce köyde başka bir eve taşındı; ardından 1991 yılının başlarında Elbistan’a yerleşti. Elbistan’dayken de tehditlerin sürmesi üzerine, 1991 yılının şubat ayında yurt dışına çıkmak zorunda kaldı[10].

Koruculuk sistemi kurulduğu gerekçesiyle görevine son verilen geçici karakol, 20 Mart 1991 tarihinde köyden ayrıldı. Bunu fırsat bilen teröristler yeniden köye gelerek köylüleri tehdit etti. Ancak köylüler koruculuktan vazgeçmeyeceklerini açıkça ifade etti. Bunun üzerine teröristler, “Bunun bedeli çok ağır olacak” diyerek köyden ayrıldılar[11].

15 Nisan 1991 tarihinde, Ramazan Bayramı arifesinde, Elbistan’dan dönen yolcu midibüsü, Kantarma köyüne yaklaşık beş yüz metre mesafede, Velad, Battal ve Cuma kod adlı teröristler tarafından durdurulmak istendi. Yol üzerine iri taşlarla kurulan barikatı aşmaya çalışan şoför H.G., yukarıda mevzilenmiş olan Cuma kod adlı teröristin açtığı ateş sonucu alnından vurularak şehit edildi. Kontrolden çıkan midibüs şarampolde çamura saplandı. Muavin M.G. de kardeşinin vurulduğunu fark edip ayağa kalktığı sırada karnından vurularak ağır yaralandı. Teröristler, biri çocuk olmak üzere toplam 13 yolcuyu araçtan indirdi, ardı dan midibüsü ateşe verdi[12]. Teröristler, “İçinizde korucu var mı?” diye sordular. Yolcular, aralarında bir korucu olduğu halde, “Yok!” dediler. Ardından,“Oruçlusunuz değil mi? Şimdi Allah’ınız gelsin de sizi kurtarsın!” diyorlar ve onları Elbistan-Kantarma yolunun sağ tarafındaki bayıra doğru iki sıra halinde yüzükoyun yatırıyorlar. Teröristin birisi, çocuk yaştaki Nurettin Aktaş’a gösterdikleri bir taşın arkasına geçmesini söylüyor. Nurettin ayağa kalkar kalkmaz yolculara ateş ediyorlar. O da korkup, taşın arkasına geçmek yerine hızlıca yerde yatan yolcuların yanına uzanıyor. Hacı Mehmet Aktaş, yaralı halde teröristlerle konuşmak üzere ayağa kalkıyor. Sözlerini bitirir bitirmez Velad arkasından dört defa ateş ediyor. Aldığı kurşunlarla sırtüstü yere düşüyor. Sonra da Velad ve Battal yerde yatan yolculara yakın mesafeden yoğun bir şekilde ateş ediyorlar. Ticari bir arabanın kendilerine doğru geldiğini gören teröristler, sağ kalan var mı diye kontrol edemeden, telaşa kapılıp, olay yerinden kaçıyorlar[13].

PKK tarafından ateşe verilen köy midibüsü

Şehitliğin Eski Hali     

        Yeni Hali (21 Aralık 2002)

Neticede PKK, Karahasanlıların altı mensubunu katletmekle kalmamış; camianın ekonomik ve sosyal yapısını da derinden sarsmıştır. Hayvancılık gibi temel geçim kaynaklarının ortadan kalkmasıyla işsiz kalan insanların önemli bir kısmı göç etmek zorunda kalmıştır. Bu göçler sonucunda başta Karahasanuşağı köyü olmak üzere bazı köylerin nüfusu yaklaşık üçte iki oranında azalmıştır.

Geçim kaynaklarını kaybedip, işsiz kalan insanların bir kısmı yurt içinde, bir kısmı da yurt dışında iş aramaya başladı. Yurt dışında çalışmak isteyenlerin büyük bir kısmı, vasıfsız olduğu için yasal yollardan Yurt dışına çıkamadı. Ne yazık ki bunlar kendilerine her türlü kötülüğü reva gören, terör örgütünün Yurt içindeki siyasi teşkilatları vasıtasıyla yurt dışına gidebildiler. Bu şekilde yurt dışına çıkanların tamamına yakını, terör örgütünün denetimindeki kamplarda kaldı. Böylece bir kısmı terör örgütü vasıtasıyla bir işe girerken bir kısmı da gittikleri ülkelere iltica ederek iş buldu. Önceleri iş bulabilmek için onlar gibi görünen bu vatansever insanlar, daha sonraları terör örgütün yoğun propagandası sonucunda, zamanla onların safında yer aldılar. Dahası, bu kişiler terör örgütünün etkisinde kalarak, bazı kimselerin de onların safında yer almasına yardım ettiler.  

15 Nisan 1991 tarihinde meydana gelen olay, aşağıdaki gibi basında yer aldı.

16.04.1991 tarihli Milliyet Gazetesi’nde çıkan haber

16.04.1991 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde çıkan haber

Gücük Jan. Karakol Komutanlığının 15.04.1991 tarihli Olay Yeri Raporu

BELGE VE KAYNAKLAR

______________________________________