Rivayet Edilen İki Önemli Olay

Karahasanlılarla ilgili araştırma yaparken, bilgisine başvurduğumuz bazı camia mensupları, toplumun hafızasında derin bir iz bırakan ve sosyal yapısını etkileyen geçmişte yaşanan iki önemli olaydan bahsettiler. Döneme ait arşiv kayıtlarında bu olaylara ait herhangi bir belge ve bilgiye rastlanmadı. Ancak bu olayların toplumdaki yansımaları ve bıraktığı izler, anlatılanları doğrular nitelikteydi. Bu nedenle söz konusu olayların, rivayetler doğrultusunda kayıt altına alınmasının uygun olacağı düşünüldü.

1)  Karahasanlılarla Ali Şareler Arasında Meydana Gelen Olay ve İbiş ile Emirhan’ın İdam Edilmesi

Karahasanlılar, Elbistan’a geldiklerinde, bazen Tahtalı bazen de Eski Evler denilen yerde kalmışlar. Eski Evler hem Kantarma’ya hem de o sıralarda Ali Şarelerin[*] yerleşik olarak yaşadığı, bugünkü Karahasanuşağı köyüne oldukça yakınmış. Bu nedenle Karahasanlılar, bu iki toplulukla yakından tanışıklık kurmuşlardır. Özellikle Kantarmalılarla aralarında ileri düzeyde bir komşuluk ilişkisi bulunmaktaymış. Öyle ki geceleri bile birbirlerine gelip gidiyorlarmış. Toplum olarak Ali Şarelerle olan ilişkileri bu derece yakın olmasa da bazı aileler arasında musahiplik[**] bağı varmış.

Günümüzde Karahasanlıların mülkiyetinde olan bu köydeki toprakların büyük bir kısmı Ali Şarelere, geriye kalan kısmı da Almalılara (Seviklere) aitmiş. Ayrıca, Kizirlerin Domolar köyünde edindikleri mülkler de Ali Şarelerinmiş[1]. Karahasanlılar“Eski Evler” mevkiinde bir süre kaldıktan sonra, XVIII. yüzyılın ikinci yarısında, Karahasanuşağı köyünün şimdiki yerinde bulunan Ali Şarelerin yanına yerleşmişler. O sıralarda Söğütlü Çayı, Dumbul Dağı’nın eteğinden akmakta ve köy tarafında kalan bölgede Ali Şarelere ait geniş bir çayırlık bulunmaktaymış. Karahasanlılardan Hındo[2], yaklaşık olarak XVIII. yüzyılın sonlarına doğru (1795?), bu çayırı biçip eve götürmüştür. Daha önce bir davar yatağı yüzünden Hındo ile husumet yaşayan Ali Şareler, çayırlarının biçilmesini de bu husumete bağlamış ve büyük bir öfkeyle, insan pisliği sürülmüş bir çayır burmasını götürüp, poşu gibi Hındo’nun bacasına dolamışlardır. Bu davranış, o dönemde son derece ağır bir hakaret sayılmaktaymış. Bunu gören Hındo, Örtülü Yaylası’nda bulunan Karahasanlıların yanına gidip, “Ali Şareler bana hakaret ettiler!” diye dert yanmış. Bunun üzerine ertesi gün bir grup Karahasanlı silahlanıp, Alıçlı Yaylası’nda bulunan Ali Şarelerin çadırını basmaya gitmiş.

    Ali Şarelerin dört oğlu ile küçük yaşlardaki Süleyman adında bir torunu varmış. O gün, iki oğlu davar güdüyormuş; en büyük oğulları Mehmet, evin ihtiyaçlarını görmek üzere Elbistan’a gitmiş. Bir oğlu ile torunu Süleyman da o sırada çadırdaymış. Karahasanlılar çadıra yaklaşınca, Ali Şarelerin kadınlardan biri, Karahasanlılar geliyor; oturmaları için yere bir iki çul serelim!” demiş. Evin güngörmüş ihtiyar bir kadını da “Eğer önlerindeki Hındo ise, Karahasanlılar hayır için gelmiyorlardır,” diyerek kaygısını belirtmiş. Bunun üzerine çadırdaki yetişkin çağdaki oğulları, kendilerini korumak için tüfeğini alıp bir taşın arkasına sipere yatmak istemiş. Ancak, daha sipere girmeden, Karahasanlılar onu vurup öldürmüşler. Ali Şarelerin bir gelini hemen küçük yaşlardaki Süleyman’ı bir kazanın altına saklamış. Yakınlarında davar güden iki kardeş silah sesini duyunca çadıra doğru koşmuşlar. Karahasanlılar, kendilerine yaklaşmadan ikisini de vurup öldürmüşler. Ardından, Elbistan’dan dönecek olan Mehmet’i öldürmek üzere, Örtülü ve Alıçlı yaylaları arasındaki Kando’nun Kuyusu denilen yere gitmişler.

    Mehmet, yiğit biriymiş. O sıralarda ortak olarak ağaların bir sürüsüne bakıyormuş ve Ağalarla araları iyiymiş. Ağalardan olan Topal Halit, görünür şekilde yoldaki bir kayanın üstünde oturmuş. Diğerleri de boğazdaki kayaların arkasına gizlenmiş. Mehmet yaklaşınca, Topal Halit’e orada niçin beklediğini sormuş. O da atlarından birinin yılkının ardına takılıp kaçtığını; ardından koşarken yorulduğunu ve biraz soluklanmak için orada oturduğunu söylemiş. Bu kısa sohbetten sonra Halit, Mehmet’i sigara içme bahanesiyle attan aşağı indirmiş. Mehmet attan iner inmez etrafını çevirip öldürmüşler. Bu olanlardan sonra, erkek olarak sadece Ali Şarelerin Süleyman adında bir küçük çocukları sağ kalmış. Dört kardeşin mezarının da Alıçlı Yaylası’nda bir kayanın dibinde olduğu belirtilmektedir.

    Bu çocukların annesi Meryem, Sevdilli’de Hentirlerin kızıymış. Sevdilli’deki yakınları gelip, Ali Şarelerden sağ kalan kim varsa alıp, yanlarına götürmüşler. Ali Şareler gidince, Karahasanlı kabileler köyde bunlara ait olan arazileri kendi aralarında paylaşmışlar. Bu aile aralarında musahiplik olduğu için Guççolar bu paylaşımdan pay almamışlar[3].

    Meryem, daha sonra kendini acındırmak için, üstüne bir çadır parçası sarıp, Maraş Valisi Kalender Paşa’nın huzuruna çıkmış ve başlarına gelenleri anlatıp, şikâyette bulunmuş. Kalender Paşa da faillerin yakalanıp, cezalandırılması için, Gümüşlü[*] Paşa’yı Karahasanlıların üzerine göndermiş. Topal Halit ile Hındo, Paşanın geldiğini duyunca kaçmışlar. Kangal köyündeki Eğri denilen mevkide bulunan çadırların bulunduğu yere gelen Paşa, olayı soruşturmuş ancak kimse işin doğrusunu anlatmamış. Olanlara içi el vermeyen Yusuf (Guççoların Yusuf), Ali Şarelerin lehine şahitlik yapıp, olayın faillerinin Topal Halit ve Hındo olduğunu söyleyince, Paşa onları aramaya başlamış. Ancak kimse onların nerede olduklarını söylememiş. Buna çok kızan Paşa öfkeyle yanındaki birkaç askerle birlikte, Ağaların çadırına gitmiş. Kamber Ağanın genç yaşlardaki iki oğlu İbiş ve Emirhan çadırdaymış. Küçük yaşlardaki oğlu İbrahim ise o sırada çadırda değilmiş[4].

Paşanın geldiğini gören evin hanımı Hatey, onu içeri davet etmiş. Paşa ise, İbiş ve Emirhan’ı almaya geldiğini söylemiş. Hatey her ne kadar İbiş ve Emirhan’ın bu olayla bir ilgisi olmadığını söylemişse de Paşa onu dinlememiş. Hatta büyük bir küstahlık yaparak, “Eğer atımın boynunun altından geçip, üzengimi öpersen çocuklarını bağışlarım,” demiş. Hatey sesini yükselterek, Paşa’nın bu küstahlığına oldukça sert bir karşılık vermiş. Analarının bağırdığını duyan İbiş ve Emirhan çadırdan çıkıp Paşa’nın üzerine yürümüşler. Paşanın askerleri onları engellemeye kalkınca aralarında bir arbede çıkmış ve bu sırada askerden biri yaralanmış. Bunun üzerine iyice öfkelenen Paşa, İbiş’le Emirhan’ı yanına alarak, Kangal köyünün yakınındaki Eğri denilen yere götürmüş ve bir keçenin üstünde başlarını kestirmiş[5].

Bu acı olaydan sonra, Karahasanlılar, İbiş ve Emirhan’ın idam edildiği bu yere, “Emirhan’ın Yurdu” demiş. Bu yer hala bu isimle anılmaktadır. İki kardeşin tıraş olurken birbirlerine takılmasından sonra başları kesilince, Ağalar ondan sonra artık başlarını usturayla kazımayı ve cumartesi günü saç kestirmeyi uğursuzluk saymışlar. İbiş ve Emirhan idam edildiklerinde babaları Kamber ve anneleri Fatma, hayatta değilmiş.

Bu gelişmelerin ardından; Hatey, İbiş’in oğlu Bozaba’yı yanına alarak, kendi oğlu Deli İbrahim’le birlikte büyütmüş[6]. Mıstıklardan olan Hasan (Hasancık), çocukları Mehmet ve Halil’i alarak, Andırın tarafına gitmiş. Guççoların Yusuf, yaptığı şahitlikten sonra, korktuğu için olsa gerek, bir daha Karahasanuşağı köyüne dönmemiş.

Deli İbrahim (1785 d.)[7], ağabeyleri idam edildiğinde henüz dokuz-on yaşlarındaymış. Bir gün emsalleriyle oyun oynarken, aralarında kavga çıkmış. Bunlardan birisi, Deli İbrahim’e, “Madem ki o kadar yiğitsin, git de ağabeylerinin öcünü al!” demiş. Bu söz, İbrahim’e çok dokunmuş ve o an ağabeylerinin öcünü almaya yemin etmiş.  Deli İbrahim, büyüyünce namına yakışır bir yiğit olmuş. Bu arada yedi sene boy beyliği yapan annesi Hatey (Hatice), boy beyliğini Deli İbrahim’e devretmiş. Bir türlü ağabeylerinin acısını unutamayan, Deli İbrahim[*], kendinden emin olduktan sonra ağabeylerini idam ettiren Paşayı sorup, soruşturmaya başlamış. Sonunda onun, Gümüşlü Paşa namıyla anıldığını öğrenmiş ve o günden itibaren onun izini sürmeye başlamış. Bir gün bu Paşanın Gürün taraflarında görevli olduğunu haber almış. Hemen adamlarını yanına alarak, Paşanın bulunduğu yere gitmiş. Paşanın yirmi beş kişilik bir kuvveti olduğunu gören Deli İbrahim, onlarla baş edemeyeceklerini düşünmüş ve Yapalak köyündeki Bedirlerden yardım istemiş. Bedirler yardımına gelince, onlarla beraber Gümüşlü Paşayı, Büyük Yapalak köyü ile Gürün ilçesi arasındaki mevkide sıkıştırmışlar. Paşa, askerlerini orada bırakıp kaçmış. Paşa’yı Sivas sınırına kadar takip etmişler ancak onu vurmaya muvaffak olamamışlar. Diğer taraftan çıkan çatışmada, Paşanın askerlerinin çoğunu öldürmüşler. Askerlerin öldürülmesi ile sonuçlanan bu gelişmelerden sonra, Devletin Karahasanlılara karşı olan kerim ve müşfik tavrı sona ermiş.

    Deli İbrahim, bir gün Çöplü ile Çavuşlu arasındaki Çatalkaya’nın alt tarafında bulunan yurdundaki çadırında dinlenirken, yanına bir avcı grubu gelmiş. Onları misafir edip, 15-20 gün kadar ağırlamış ve beraber ava çıkmışlar. Sohbet sırasında bunlardan birinin Gümüşlü Paşa’nın oğlu olduğunu öğrenmiş. Avcılar oradan ayrılırken, Deli İbrahim, abilerinin suçsuz yere idam edildiğini ifade eden bir mektup yazarak, oğlu vasıtasıyla Paşa’ya göndermiş. Mektubu okuyan Paşa, yaptığı haksızlığın farkına varmış. Oğluna Deli İbrahim’in kendilerine nasıl davrandığını sormuş. Oğlu da Deli İbrahim’den dostluktan gayri bir şey görmediklerini söylemiş. Bunun üzerine, Gümüşlü Paşa, dönemin padişahı II. Mahmut’a yaşanan olayları anlatan bir mektup göndererek, Karahasanlılar hakkında tekrar müsbet hareket edilmesi için izin istemiş. Padişah da bu talebi uygun görmüş. Bir süre sonra Gümüşlü Paşa, aradaki husumeti gidermek gayesiyle iki askerini göndererek, Deli İbrahim’i konağına davet etmiş. Deli İbrahim, önce abileri gibi öldürülmekten çekinse de çekinse de askerlerin iyi niyetle gelmiş olduğuna inanarak, birkaç arkadaşıyla birlikte Gümüşlü Paşanın konağına gitmiş. Paşa, Deli İbrahim’e bir dostluk oluşturmak istediğini ancak arada bir kan davası olduğunu ve töreye göre de bu davanın ancak tesis edilecek bir hısımlıkla çözülebileceğini söylemiş. Deli İbrahim de ailesinde annesinden başka bir kadın olmadığını söyleyince, Paşa, Deli İbrahim’e kendi kızıyla evlenmesini teklif etmiş. Deli İbrahim, bu teklifi kabul edince, Gümüşlü Paşa hemen nikahlarını kıymış[8].

    Alhaslıların yanına götürülen Ali Şare’nin torunu Süleyman, büyüyünce, kendini hep Karahasanlılara yakın hissetmiş. Bundan dolayı, Alhaslılar ile Karahasanlılar arasında çıkan anlaşmazlıklarda hep Karahasanlıların tarafını tutmuş. Bir keresinde Alhaslılar, Karahasanlıların Lalolar köyü civarındaki ağıllarda bulunan koyunlarını çalmayı planlamışlar. Bunu öğrenen Süleyman, gizlice gidip, durumu Karahasanlılara iletmiş[9]. Onlar da tedbir alıp bu hırsızlığın önüne geçmişler. Bu olaydan sonra, Alhaslılar Süleyman’a kötü davranmaya başlamışlar. Öyle ki ona “Piç” lakabı bile takmışlar.

    Guççoların Yusuf, bir gün Lalolar köyünü yakınındaki Sarımsak (Mülk) mevkiinde çift sürerken Süleyman yanına gelmiş ve “Alhaslılar bana kötü davranıyorlar, bana Piç diyorlar,” diye dert yandıktan sonra, “Yusuf Amca benim babam kim?” diye sormuş. Yusuf, Süleyman’a babasının kim olduğunu söyledikten sonra Ali Şarelerin başından geçenleri anlatmış ve “Bu işin üzerinden çok zaman geçti, bu uğurda çok bedeller ödendi. Sizden dört, Ağalardan da iki kişi olmak üzere toplam altı suçsuz insan hayatını kaybetti. Artık sizleri barıştırmanın zamanı geldi,” demiş. Karahasanlılara karşı iyi niyetli olan Süleyman buna itirazı etmemiş. Yusuf, Süleyman’ı terkisine alarak köye götürmüş. Köylülerle görüşüp tarafları barıştırmış[10]. Süleyman “Artık beni aralarına almazlar, evimi buraya getirin,” demiş. Bunun üzerine, Yusuf ve Mıstıklar’dan İbrahim[*], köyden birkaç kişiyle birlikte, gidip Süleyman’ın evini Karahasanuşağı köyüne getirmişler ve ona sahip çıkmışlar. Süleyman o sırada 17-18 yaşlarındaymış. Evlenme çağına gelince de İbrahim onu, Arus adındaki torunuyla evlendirmiş. Köylüler de Süleyman’ın ailesine ait tarlaların bir kısmını tekrar kendisine vermişler, bir kısmını da Arus’un başlık bedeline saymışlar. Süleyman’ın hiç çocuğu olmamış ve genç yaşlarda yakalandığı amansız bir hastalıktan dolayı ölmüş[11]. Böylece, Ali Şarelerin soyu kurumuş[12]

2) Sıla Kamiklerin[*] Karahasanuşağı Köyünden Ayrılması

1859 yılı içinde, Binişlerin kızı Emine’yi (1838? d.) Kundoların Mamo (1835? d.) ile; Kundoların kızı Döne’yi de Binişlerin oğlu İbrahim’le (1835? d.) nişanlamışlar. Ancak iki taraf da uzun bir süre geçmesine rağmen geçim sıkıntısı nedeniyle hem Emine’yi hem de Döne’yi bir türlü gelin edememişler. Sonunda Mamo, Emine’yi kaçırmış. Emine’nin kaçırıldığı duyulunca, İbrahim de gidip, Döne’yi kaçırmış. Buna rağmen, öfkesini yenemeyen Binişlerin Emirhan (1810? d.), yanına aldığı üç-dört kişiyle Mamo ile Emine’nin peşine düşüyor ve onları Kangal köyü yakınlarında yakalayıp öldürmüşler[13]. Bunun üzerine, Kundoların Kıro lakaplı oğlu İbrahim, yaylada davar ve deve güden Binişlerin oğlu Çolak’ı öldürüp develerini ve davarını almaya gitmiş. Çolak ufak, Kıro da oldukça iri yapılıymış. Kıro, Çolak’ı altına alıp, onu boğmaya çalışmış. Çolak’ın üzerinde silah varmış. Boğuşma sırasında takatsiz kalınca, Kıro’yu yaralayıp, ondan kurtulmak istemiş. Ancak silahını istediği gibi ayarlayamadan ateş edince Kıro’yu öldürmüş[14].

Peş peşe meydana gelen bu olaylardan sonra, Binişlerin dedesi Şeyho ailesini alarak, 1860 yılında Karahasanuşağı köyünden ayrılmış. Önce Tatlar civarına, sonra da Sırıklı’ya gitmiş. Sıla Kamikli Süleyman’ın oğlu İbrahim Ağa da ailesiyle birlikte, Koçovası köyüne gitmiş. Bunlar bir daha Karahasanuşağı köyüne dönmeyince, Kundolar, bunların Lalolar’daki mülklerine el koymuş[15].

Bir zaman sonra ekine giren bir at yüzünden, Kundolar, köyde biriyle kavga etmiş. Kavga ettikleri kişi, Döne’yi onların başına kakmış. Bunun üzerine, bu aileden ve akrabalarından dört kişi, Döne’yi öldürmek için Sırıklı’ya gitmiş. Döne akşamüzeri davar sağmaya giderken, ayağındaki bir yara yüzünden, diğer bericilerin gerisinde kalmış. Döne’nin yolunu kesmişler ve adeta bir ağacı budar gibi, canlıyken doğrayıp, öldürmüşler[16].

BELGE VE KAYNAKLAR

______________________________________

[*] Ali Şarelerin Sadakalardan olduğu rivayet edilmiştir. Ali Şare diye aktarılan ismin, Alişar’ın değişmiş şekli olduğu düşünülmektedir.

[**] Musahip, sözlüğe göre sohbet ve arkadaşlık eden kimseye denir. Alevilik geleneğine göre musahiplik, ahiret kardeşliği demektir.

[1] Hasan Türk, (Kahraman oğlu,1924 d.) –Hacı Doğan, (Bektaş oğlu)

[2] Hındo, Karahasan’ın oğlu Mustafa’nın soyundan gelen Çıllaklardanmış. Dırrıkların dedesidir. [Hacı Doğan, Bektaş oğlu]

[3] Hacı Doğan, (Bektaş oğlu).

[*] Bu paşaya, neden “Gümüşlü Paşa” denildiği bilinmiyor.

[4] Cumartesi günüymüş. Meğer İbiş ve Emirhan o gün birbirlerinin başlarını ustura ile kazımışlar ve birbirlerine, “Ensen de tam kılıçlık olmuş!” diyerek şakalaşmışlar. [Fidan Kahraman, Şerif kızı, Mehmet eşi]

[5] Bu kanlı keçe,1970’li yıllara kadar İbrahim oğlu Süleyman Erdoğan’ın evindeymiş ve kan izleri hiç kaybolmamış. Bu keçe daha sonra didilerek, minder yapılmış. [Zeynep Erdoğan, Hacı kızı, Ramazan eşi]

[6] Asıl adı Kör Mamo olan Bozaba, Hatey’in yanında yaklaşık on sene kaldıktan sonra evleniyor. Daha sonra konargöçerle birlikte Pazarcık tarafına gidiyor. [Hacı Doğan, Bektaş oğlu].

[7] Deli İbrahim’in doğum tarihi, Elbistan. Asliye Hukuk Mahkeme’sinin Karar No: 943/2) sayılı veraset ilamında verilen şecere bilgilerine göre yaklaşık olarak tespit edilmiştir.

[*] Deli İbrahim, bir gün üstüne giymek için bir şeyler aradığı sırada eline tesadüfen üzeri yazılı olan bir yelek geçer. Nereden geldiği bilinmeyen bu yeleğin sırlı olduğu ve giydiği sürece Deli İbrahim’i koruduğuna inanılmaktadır. Bu yelek en son Hasan Ağa’nın eline geçmiş. Hasan Ağa sırlı olup olmadığını denemek için bu yeleği bir horozun boynuna asmış ve horoza ateş etmiş. Bunun sonucunda horoz ölmüş. Bu olaydan sonra yeleğin sırrının döküldüğüne inanılmaktadır. [Kâmil Erdoğan, Bayram oğlu]

[8] Halit İmre, (Mısto oğlu).

[9] Hacı Doğan, (Bektaş oğlu).

[10] Hacı Doğan, (İbrahim oğlu).   

[*] İbrahim (1760 d.), Mehmet’in (1730 d.) oğlu ve Kamber’in (1783 d.) babasıdır. 

[11 Hacı Doğan, (Bektaş oğlu).

12] Nebi Değer (Yusuf oğlu) ; Hacı Doğan, (Bektaş oğlu)

[*] Bunlar, Karahasan’ın oğlu Kamber’in soyundan gelen iki koldan biridir.

[13] Biniş, Aligül (Ali oğlu, 1928 doğumlu).

[14] Hacı Doğan, (Bektaş oğlu).

[15] Ali Altun, (Osman oğlu).

[16] Hacı Doğan, (Bektaş oğlu).